alev sayın ile özel röportajım
16/12/2008Alev Sayın, Side' de yaşıyor ve su sporları üzerine dalış okulu var. kendisi ile sezon sonu bir değerlendirme ve Side' nin sorunları hakkında görüştüm.
Murat Ceyhan: Bir çok sanatçı değişik isimlerle meşhur oldu. Peki, sizin isminiz gerçekten kendi isminiz mi?
Alev Sayın: Emel Sayın bir filminde afişlerinde “Alev Sayın” olarak kullanmış, ben de artist ismim varmış diye düşünmüştüm ama hiç artist olmayı düşünmüyordum. Liseden sonra iki yıl devlet memurluğu hizmetinde bulundum. Kelebek gazetesinin düzenlemiş olduğu foto roman kraliçe yarışması oldu. Çevremdeki kız arkadaşlarımın; “güzel kızsın” teşvikleri benim resim yollamama neden oldu. Başvurusu sonrası gelen formda takma isim kullanabilme imkanımız vardı. Zaten bu yarışmaya da ailemden gizli giriyordum ve aile ismimi de kullanmak istemiyordum. Fakat kendi ismimden başka bir isim de hiç aklıma gelmedi. Sanat hayatım boyunca da ismimi hep takma isim sandılar ve inanılmadı.
İsmimin çeşitli yerlerde kullanılmasından dolayı bir hak iddia etmem söz konusu olamaz zaten. Bugün internette “Alev Sayın” yazdığınızda bir çok kişinin bu adı kullandığını görebilirsiniz.
Murat Ceyhan: İçinizde şöhret olmaya karşı nedensiz bir heyecan var mıydı? Yaşamınızın gelişiminde neler yaşadınız?
Alev Sayın: Şöhret olmayı hiç düşünmedim. Benimsemedim. Bir resim yollamam ile şöhret yolu açıldı ve çorap söküğü gibi arkası geldi. Hasbel kader kendi kendine olduğunu söyleyebilirim. Belki de çok kolay şöhret sahibi olduğum için benim için hiçbir değeri olmadı. Şöhret olmak da bir hastalık gibi ve kolay bırakılmıyor ki ben bu hastalığa yakalanmadığımı düşünüyorum. Ama ha deyince de bırakılamıyor. Güzel yerlere geldiğimi biliyorum ama devam ettirmek istemedim. Sıkıldığımı söyleyebilirim. İlk önce sinema ile başladı. Ardından sahneye oradan da gazinolara geçtim. Ama ülkede ekonomik kriz olunca ilk önce eğlence sektörünü vuruyor ve bu nedenle gazinolarda birer birer kapanmaya başladı. Çok güzel yerlerde çalıştığımdan dolayı bir çok teklif geldi ama sahnelerden uzaklaştım. 1989 yılında bir yıl İngiltere’ de lisan öğrenmeye gittim. Dönüşümde turizm sektörü revaçta olduğu için buraya, Side’ ye yerleştim ve bir bar açtım. 1991 yılında Kuveyt savaşı işlerimiz oldukça etkiledi. Ama şimdilerde insanlar bombalara ve savaşlara alıştığı için bu sıkıntıları yaşamıyoruz. O günlerde Saddam Hüseyin kurbanı olduğumuzun altını rahatlıkla çizebilirim. Sonra İstanbul’ a döndüm ve bir süre daha sahne almaya devam ettim. Biraz kendimi toparladıktan sonra yeniden sahnelerden uzaklaştım. Arkadaşlarımın teşvikleri ile emlakçılık sektörüne girdim fakat bu işin bana göre olmadığını işin içine girdikten sonra anladım. Emlakçılık bir anlamda pazarlama işi olduğu için malumunuz tamamıyla söz ustalığına ve dolambaçlığına dayanıyor ki bu da benim kişiliğimle uyuşmayan bir neden. 2000 yılında tekrar Side’ ye tatile geldim. Bu tatil sırasında bir arkadaşım dalalım dedi. Ben de 1983 yılından beri profesyonel anlamda dalarım. Sonra bu arkadaşım dalış okulu açmak için iş teklifinde bulundu. Ben de ona hem destek olmak hem de üç kuruş parayı değerlendirmek için teklifini kabul ettim. Onunla bir sezon kadar çalıştık ve ayrıldık. İstanbul’ da yine üç sene kaldıktan sonra bu arkadaşımın okulu devrettiğini gördüm. Ve bu yeni arkadaşlarla çalışmaya başladı. Bu iş profesyonelliğe dönüşmeye başladığını görmeye başladım. Bodrum’ da bir arazim vardı. Onu sattım ve Belek’ de dalgıçlık işine yatırım yaptım. Yine şansızlık ki geldiler tüm Beleği yıktılar. Elimde kalan malzemelerle Side’ ye geldim. O zaman limanda dalgıç okulu yoktu. Bunun üzerine bir tekne aldım ve kendim çalıştırmaya başladım. Bu işi 2006- 2007 yılında iki yıl devam ettirdim. Şimdi bu teknemi tura çevirdim. Side’ yi seviyorum. Tarihin içinde yaşamak, tarihi teneffüs etmek ben de heyecan yaratıyor. Ama 2006 yılında teknemi alıp limana geldiğimde limanda su yoktu. Geçmişten gelen borçlar v.s. önümdeki ciddi sorunlardan birisiydi. Öylesine karmaşık bir konu ki hala bugün işin içinden çıkılabilmiş değil. Hala susuz ilkel koşullarda limanda faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Bunlarla uğraşmaktan yoruldum ve yıprandım. Anlatamadığım anlaşılmak istenmeyen konu hijyen meselesi. Dalgıç malzemeleri hassas malzemeler ve dikkat edilmesi gerekiyor. Bu konuda maddi manevi yaşadığım zararlar anlatılabilecek gibi değil. Çevremdeki teknelere gelince onların pek umursamadığını daha doğrusu bu bohemliğe alıştıklarını söyleyebilirim.
Murat Ceyhan: 2009- 2010 turizm sezonunda bu işe devam etmeyi düşünüyor musunuz?
Alev Sayın: Biliyorsunuz, bir gemi batırmayı düşünüyorlar. Hatta uçak da batıracaklarmış. Side’ de de dalış yapılabilecek yer kısıtlı. Profesyonel dalış yapanlar geldiklerinde ikinci kez aynı yere dalmak istemiyor. Bu batık projesi güzel olabilir ama ifade ettiğim ettiği gibi çözülmesi gereken evveliyatlı konu su sorunun çözülmesi. Dalmışım gelmişim ben o malzemelerimi yıkayamamışım neye yarar ki. Belediye başkanımızla aynı konuyu konuşmaktan konuşacak bir şey kalmadı bu konuda. O da sıkıldı bizler de ve konu hep düğüm halinde. Şunu ifade edeyim dalgıç okulları kadar diğer teknelerin su sıkıntısı bizim kadar değil. Onlar teknelerini deniz suyu ile yıkayabiliyor. Bulaşıkları konusunda fikrim yok ama sanırım nehirden su tedariki ile bu işi hallediyorlar. Bir anlamda taşıma suyla değirmen döndürme misaline benziyor. Herkes de alışmış havası var. Ben de çıban başı olup günah keçisi haline dönüşmek istemiyorum. Zaten bu saate kadar belediye ile sorun yaşamışım. Nasreddin Hoca’ nın fil hikayesinde olduğu gibi kimsenin de umrunda değil. Ben de artık pes etmiş durumdayım. Yine de yeri geldikçe vurgulamak istediğim bir konu. Su hijyenin temeli Allah göstermesin buna bağlı olarak hastalıkların çıkacağından korkuyorum. Tam bir felaket.
Esnafı ekonomik olarak etkileyen gelişmelerden birisi de her şey dahil turlar. Düşünebiliyor musunuz, içki bile dahil ve limitsiz. Müşteri geliyor, içkisini pet şişeye doldurmuş; siz bir şey satamıyorsunuz ki! Nasıl para kazanacaksınız? Burada parayı kazanan acenteler. Oteller bile para kazanamıyor. Dışarıdaki esnaf tamamıyle bitik durumda. Bizim zengin olma hayali artık yok ama giderleri bile karşılayacak gelire sahip değiliz.
Konun çözümünde; ilk öncelikle Türkiye’ nin turizm politikaları tamamıyla değişmesi gerekiyor. Buraya özgü olmayan tüm turizm sektörünü ilgilendiren her şey dahil sisteminin kaldırılması gerekiyor. Tek geliriniz bu sektördense 3-4 ay para kazanacağım diye bekliyorsunuz ama ne yazık ki ifade ettiğim koşullara bağlı olarak para kazanma şansınız yok. Tamamıyla bitmiş durumdayız. 2000 yılından beri bu sektördeyim. Geçmiş yıllara göre turist sayısında artış fakat harcamalar konusunda bir artışın paralelinde olmadığını gözlemlerinizle şahit olabilirsiniz. Gelen turistler alış veriş yapmıyor. Kimsenin elinde poşet göremiyorsunuz. Buraya gelen bir çok turistte işsizlik veya yoksul turistler oluyor. Esnaf elindeki malı sermayesine satıyor. Kardan vazgeçmiş durumda. Elindeki malı paraya çevirmeye çalışıyor. İnsanın dili varmasa da zararına satış yapan bir çok arkadaşımız var. Evlerine sadece yemek götürebilmek için. Böyle iş mi yapılır?
Toparlamam gerekirse; limanda yaşayan biri olarak, tek sorunumuz elektrik ve su. Bunlar ön plana çıkan belli başlı sorunumuz. Diğer bir konuda dediğim gibi Türkiye’ nin turizm politikaları konusunda yeniden yapılanma sürecine girmeleri.





