sokak ve duvar

güncel kültür ve sanat bloğu

"Sen yolunda yürü ve bırak ne derlerse desinler..."

Karl Marx, Kapital ı. Cilt Önsöz

“karımı asla aldatmam. Evde biftek beni beklerken, sokakta niye köfte peşinde koşayım…”  Paul Newman

 

Karımı aldatmaya karar vermiştim. Uzun zamandır onunla yaşadığım ilişki beni tatmin etmiyor, yeni heyecanlar güzellikler arıyordum. Onu aldatmam gerektiği düşüncesi ise içimde alevlendikçe yangınlara dönüşüyordu. Dayanılmaz bir ızdırapla bu muhteşem heyecanı yaşamak, hatta ona bir ders vermek istiyordum.  

 

İnternet benim için vazgeçilmez olmuştu. İş saatlerimin dışında her boş bulduğum an, klavye ve ekran başında sörfle geçiyordu. Benimle konuşmak için geldiğinde telaşla, hazır tuttuğum haber sitelerine geçerek benden bir şekilde şüphelenmesini görünür olarak engellemiş oluyordum. Biliyordu veya ben de biliyordum ki “şüpheleniliyor” dum… Zanlı gibi hissettiğimi hissedebiliyordum. Ama kararım karardı ve bunun uğruna çok şeyi göze almıştım.

 

Ahmet Altan’ ın “Aldatmak” romanında yazdıklarından daha zor bir duyguydu. Orada kâğıt üzerine yazılmış duygular, olaylar ve sonuçları varken oysa şimdi hayatımda kökünden değişikler yapabilecek gelişmeler var. Yine de çok iyi düşünmeli ve ona göre karar vermeliydim. Bir anlık kararın sonucu tüm yaşamımı berbat da edebilirdim. Arayışlarıma şimdi de duygusal etkenler girmişti. İş çıkışlarım hemen internet başına oturmakla sonuçlanmıyordu. Uzun yürüyüşler ve düşüncelerle dolu bir yol günlerimin olmazları arasında yer almaya başlamıştı. Kendime; aldatmak bu kadar zor muymuş demekten alamıyor, dallanıyor budaklanıyor diyordum. Ya daha çabuk harekete geçmeliydim ya da işi sonuna kadar sabırla götürmeliydim. Kararım, son düşüncem oldu. İş çevremden tanıdığım ve bu işlerin doktorasını yapmış bir ağabeyin görüşlerine başvurmak en akıllıcısı olacaktı.

 

Bu işlerin insanı, çevresine öylesine güven verici durur ki onu aile dostu olarak dahi görmek istemezsiniz. Hiçbir savaşçı kalesinin içeriden fethedilmesini istemez. Ne kadın ne de erkek. Ama dışarıdaki dostluk ve babacanlıkları orada kalsın anlamında çok iyidir. Ben de orada kalsın ağabeylerimden biri ile bu işi mülakat ettim. İlk hisler pişmanlık ve bir daha yapmama sözleri üzerine kurulurken, yarattığı alışkanlık eroin etkisi gibi… Kafamdaki düşünceler ve duygular aydınlanıp netleşeceği yerde daha da bulanıklaşarak seçilmez bir tablo haline dönüşmeye başlamıştı.

 

Bir ses, “baba neyin var?” ile irkildim. Küçük kızım halimden pek memnun olmamış, afacan bakışları ile beni sorguluyordu. Bir an içim ezildi. Kendime gelmeliydim. “Hey dostum, bu kadar da belli etmek olmaz ki” dedim kendi kendime. Kızım bu halimden garipsemişse karımı varın siz düşünün. Aklından binlerce kadınsı şeytanlıklar, senaryolar hatta ihaneti öğrendiği gün sergileyeceği tiyatronun senaryosu bile yazılmıştı. Alttan alta diğer oyunculara da akrabalara haber verilmişti.

“Yok, bir şey, babasallık bunalımları” dedim. Ne demekse ben de anlamamış ama önemli hava kattığı için böyle demiştim. Sevgilim, öyle suratıma baktı ve arkasını dönüp elinde bebeği kıçını burka burka gitti.

 

Ben, babasallık bunalımlarımla yine baş başa kalmıştım. Elimdeki gazetenin üçüncü sayfası düşüncelerime moral olmak istercesine karşımda: “Aldatılan kadın kocasını balta ile doğradı”. Ne haber ama… Tam boğazıma bir düğüm geldi kitlendi. Yutkunamıyor, soluk alamıyordum. Boğulduğumu hissettim o an. Bayılmışım. Bir elin sarsması ile gözlerimi açtığımda karşımda karım ve elinde sıkı sıkı sarıldığı bebeği, dudakları titremeye, gözleri kızarmaya ve dokunsan ağlayacak olan küçük sevgilim.

 

Erkekliğimin gururu ile sanırım aşırı yorgunluk ve iş stresi dedim. İnanmamış iki çekik göz yaklaşan fırtına öncesi sessizlikle “inanmadık ya, şu küçük kızına, sevgiline şükret” dercesine öyle bir baktı ki aldatılan kadının kocasını balta ile parçalamasından daha kötü etki yarattı. Belki o an balta değil de kalbime ekmek bıçağını saplasaydı bu kadar acı hissetmezdim. Ama benim de çekik gözlerimin ona verdiği cevap altta kalırcasına değildi: “Sen de dikkat et”. Bir kadının şifresini çözmeye başladığınızda onun tüm gizemi ortadan kalkar. Günlerin tercüme etmesine gerek kalmayan dilini de öğrenmişsinizdir çünkü.

 

Sonunda karımı aldatmayı başardım. Aşkın Nur Yengi’ nin şarkısındaki sözler hep kulağımda. “Sonunda oldu seni aldatım. İçim kan ağlayarak”. Timsah gözyaşları da olsa bu duyguyu yaşamak, yükselen adrenalin seviyenizi hissetmek öylesine büyük bir keyif ki kelimeler yetersiz kalır. İş çıkışları sonrası eve gidişlerim bu yüzden geç olmaya başladı. Uydurduğum yalanlar ayyuka çıkabilir, istenmeyen sonuçlara neden olabilirdi. Tek çözüm yolu vardı o da küçük gerginliklerle atlatılabilecek bir yoldu. Eve dönüşlerimde bir duble atmam ilk önceleri karımda tedirginlik yaratmışsa da ilerleyen zaman “evde de bir çilingir sofrası kursak” serzenişlerine dönüşmeye başlamıştı. Bu kaçamakları ötelemek adına bir hafta sonu balkonda, yıldızların altında kurduğumuz sofra ile gönlünü yaptım. O bu farkındaydı yoksa ben mi ama öyle bir elektriklenme vardı ki aramızda eskisinden daha fazla birbirimizi sevmeye başlamıştık. “Gözünü sevdiğim aldatmak. Desene ağabeylerimiz bu işin kerametini bilmişler de yaşatmışlar…” Günler ayları kovaladı. Neredeyse bir yıl olmuş hiçbir şüphe üzerimde oluşmamıştı. Bu arada kaçamaklarımın sonucunda meyvem de dünyaya gelmişti. Öylesine mutluydum, heyecanlıydım ki bunu hiç yaşamadığımı o an fark ettim. Benim küçük kızım, sevgilim bile bu heyecan ve mutluluğu ilk doğduğu gün bu kadar yaşatmamıştı.

 

Meyvemi özenle çantasına yerleştirdim. Üzerini güzelce örttüm. En büyük korkum, bu kadar üzerine titrememle nazar değeceydi. Ne de olsa Osmanlı torunuyuz. Bu sefer duble atmama gerek yoktu. Karım her şeye rağmen onu aldatmamın meyvesini görecek, beni son bir yıldır yaşadığım duygusal sıkıntılardan kurtaracaktı. O an yüzünü merak ediyordum. Bu şoku umarım sarsılmadan atlatır dedim. Ne de olsa kadın. Teknoloji gibi onlarda her gün gelişiyor. Atladığımız bir model olabilir. Tedbir her zaman iyidir. Merdivenleri çıkarken bu kadar daraldığımı hatırlamıyorum. Asansöre binebilirdim ama sakinleşmek için merdivenleri tercih etmiştim. Ben de, alışık olmadığı üzere zile bastım. Kapının ardından topuk tıkırtıları geliyordu. Yaklaştı ve kapıyı açtı. Yüzünde garip bir tebessümle “fazla kaçırıp anahtarları mı bulamadın?” dedi. “Hayır, Bugün farklı bir gün. Seninle bu akşam yüzleşme akşamımız” dedim. Yüzünü birden sis perdesi kapladı. Kara bulutlar çehresinde toplanmış, çakmak üzeriydi. İçeriye geçerek, sözlerime ara vermeden sürdürdüm. “Aşkım, seni aldatıyorum. Biliyorum aldatmak ağır bir suç ama bunu yapmak zorundaydım. Bu çantanın içindeki yasak aşkın meyvesi; ister kabul et, istersen etme. Ama o benimle hep yaşayacak. Gerekirse evi terk bile edebilirim. Boşanırız.” Bir an bunları söylediğime pişman olmuş, korkmuştum. Cesaretli olmalıydım ve her şey çabucak sonuçlanmalıydı. Karım hıçkırıklara boğulmamak için kendini zor tutuyordu. Gözleri çizgi dışında görünmüyor, burnundan nefes alıyordu. Kızım koşarak geldi ve boynuma sarıldı. “Baba, o çantada ne var” dedi. Soğuk bir ses “kardeşin” dedi. Küçük sevgilim “oley” dedi. Öylesine mutlu olmuş sevinmişti ki, artık yapmacık bebeklerle oynamayacaktı. Çantanın etrafında dolanmaya başladı. Karım sert bir şekilde aç şunu dedi. Ürkek ve korkarak onların meraklı bakışları altında çantayı açtım. Her ikisinin de yüzündeki ifade farklı nedenlerle şaşkınlık doluydu. Karım, bu ne diyebildi. Küçük sevgilim, beni kandırdın diyerek annesinin boynuna sarıldı. Eğildim ve çantanın içinden çerçeveyi çıkardım. Üzerinde kaplı ince milaş kâğıdını yırttığımda bir kadın portresi ortaya çıktı. Bu karımdı. Onu yağlı boya çalışmamda portre yapmıştım. Gözümü kapatsam çizebileceğim bir yüzdü o. Milim milim bildiğim bu yüzü ve kendisini dünyada başka bir kadınla aldatmam mümkün değil düşünemezdim bile… Onu sanatla aldatmıştım. Sanata olan aşkım buna neden olmuştu. Çektiğim sıkıntılar, bunalımlar ve alkol alışlarım bundandı. Ve o bir yılsonunda bu kaçamaklarımı açıklamam gerekiyordu. Ama meyvesini vererek.

 

Karım hiç istifini bozmadan kucağında meleğimle beraber; “seni ağabeylerime söyleyeyim de bir güzel dövsünler” dedi ve kahkahayı ardından koyuverdi…

 

Bu arada kusura bakmayın, ben bekârım.   

"Çekirdek Sanat 6. Çağdaş Sanat Sergisi" nin ana konusu Türkiye'nin, bölgemizin ve dünyanın ivmesi hızla artan kaotik sürecini irdelemek amacıyla "Bu Gemi Nereye Gider" olarak belirlendi
Sanatın; dünya, toplum, hayat, politika ve gelecek ütopyalarıyla ilişkilerinin yeniden hatırlanması gerektiği bir dönemde her türden "kültürel-siyasi-toplumsal-kavramsal- kriz-kaos-gelecek" içeriklerinin irdelendiği ve Türkiye genelinden 60 sanatçının katılımıyla gerçekleşen sergide seramik, heykel, resim vb. farklı disiplinlerden yapıtlar yer alıyor.
Sergi 12 Mart - 12 Nisan 2008 tarihleri arasında Piramid Sanat Galerisi'nde izlenebilir.
Eserleri yer alan sanatçılar ise; Ceyda Ağırkol, Ebru Akkamış, Tülin Akkaş, Feyzan Alaysa, Emel Albayrak, Başak Avcı, Birgül Baran, Hayal Bayülken, Merih Tekin Bender, Deniz Beşer, Fulya Boztepe, Turan Büyükkahraman, Cangül Cavdar, Barış Cihanoğlu, Gonca Çağlar, Natali Çelikoğulları, Ayhan Çetin, Banu Çolak, Mehmet Dede, Demirhan Demirbaş, Ayşe Ece Deryaoğlu, Fazilet Öner Dinçbaş, Canan Ekinci, Zeynep Erdinç, Özerk Ergenç, Özge Enginöz, Derviş Ergün, Emine Ermiş, A. Burhan Ersan, Deniz Gökduman, Gülhan, Hüma İnceören, Nuray İpek, Yakut Kalkavan, Hakan Kamışoğlu, Nebahat Karyağdı, Erol Kılıç, Ekin Onat V. Merhart, Zuhal Neccar, Fatma Sevda Oktay, Deniz Örnek , Aylin Örücü, Irmak Özcan, Kenan Özgür, Güneş Özmen, Damla Öztürk, İlknur Öztürk, Semral Sağlam, Pınar Selimoğlu, Hülya Seyalıoğlu , Evren Sungur, Mehmet Sünbelli, Ayhan Taşkıran, Aylin Tekiner, Baybora Temel, Meral Pekün, Meltem Yakın Üldes, Bahadır Y. Yıldız, Nurhan Yeşil, Şükran Cabiri Zaim
İstanbul dışındaki sanatseverler sergiyi online olarak açılış görüntüleriyle birlikte www.cekirdeksanat.com adresinden izleyebilirler.

Piramid Sanat
Feridiye Cad 23- 25 Taksim 0212 297 31 15- 20- 21
www.piramidsanat.com

Çekirdek Sanat Atölyesi, "8 Mart Dünya Kadınlar Günü"nü 8 - 22 Mart 2008 tarihleri arasında, dünya kadın sanatçılarının katıldığı bir sergi ile kutluyor
Bütün dünyada, kadınların üzerindeki baskılara karşı ve kadınların toplumsal hayattaki özgürlükleri için kabul edilen bir günde düzenlenen sergi, kadınsı bir duyarlığı işaret ediyor.
Meral Ağar, Serpil Akgün, Dilek Aksakal, Selin Aktan, Belgin Alagöz, Funda Alkan
Sevda Arat, Ümran Özbalcı Aria, Ferda Ardalı, Zeynep Nuray Atasagun, Pembenur Güvenç Atasayar, Asuman Atşabar, Arzu Aysu, Eda Bahadınlı, Gözde Baykara, Fatma Nur Bayraktar, Eti Behar, Fulya Boztepe, Leyla Buharaü, Lydia Cömert, Cangül Çavdar, Sevil Çaylak, Ayşe Ece Deryaoğlu, Deniz Demir, Aysem Es, Ümit Gönenç, Aysu Günay, Fatma İden, Çağatay İnam Karahan, Nuray İpek, Serap İrdel, Nebahat Karyağdı, Gülseren Kayalı , Ayşe Dilek Kıratlı, İpek Kocaaydın, Mehlika Korol, Almıla Kursar, Hafize Ortaç, Çiğdem Öztürk, Semra Selek, Rahime Halide Soysal, Sevinç Sürer, Aysel Şengüder, Elçin Şener, Hilal Şimşek, Mine Talu, Filiz Tılhaslı, Elif Okur Tolun, Ayseli Tunçer, Gülgün Tüzün, Seba Uğurtan, Ayperi Vur, Rahime Yalnız, Belma Yağmur , Afet Yayla, Melis Yücel

İstiklal cad. Rumeli Han. N:48 C Blok / D:46 Kat 6 Beyoğlu 80060 - İstanbul
T: 0212 244 51 97

www.cekirdeksanat.com

Türk Eğitim-Sen'in araştırmasına göre, Türkiye'deki öğretmenin pazar filesini doldurabilmesi için AB ve OECD ülkelerine göre daha fazla para harcaması gerekiyor. Veriler AB ve OECD ülkelerine göre daha az maaşla geçinmek durumunda olan öğretmenlerin filesini doldurmak için OECD ülkelerine göre, maaşından 5 kat ile 12 kat daha fazla para ayırmasının şart olduğunu gösteriyor

Türk Eğitim-Sen'in araştırmasına göre, Türkiye'deki öğretmenin pazar filesini doldurabilmesi için AB ve OECD ülkelerine göre daha fazla para harcaması gerekiyor. Veriler AB ve OECD ülkelerine göre daha az maaşla geçinmek durumunda olan öğretmenlerin filesini doldurmak için OECD ülkelerine göre, maaşından 5 kat ile 12 kat daha fazla para ayırmasının şart olduğunu gösteriyor.
Türk Eğitim-Sen'den yapılan yazılı açıklamada Türkiye'deki düşük maaşlı öğretmenlerin filesini doldurabilmek için AB ve OECD ülkelerine göre daha çok para harcaması gerektiğini bildirdi. Türk Eğitim-Sen'in araştırmasına göre gıda ürünlerinde satın alma gücü paritesi göz önüne alındığında, içinde ekmek, et, balık, süt, yağ, meyve, sebze, şeker, bal gibi gıda ürünlerinin bulunduğu bir fileyi doldurmak için Almanya'da göreve yani başlayan bir öğretmen ayda maaşının yüzde 3.4'ünü, 15 yıllık bir öğretmen ayda yüzde 2.6'sını, İngiltere'de göreve yani başlayan bir öğretmen ayda maaşının yüzde 4.8'ini, 15 yıllık bir öğretmen ayda maaşının yüzde 3.3'ünü, Hollanda'da göreve yani başlayan bir öğretmen ayda maaşının yüzde 4.9'unu, 15 yıllık bir öğretmen ayda maaşının yüzde 3.4'ünü ayırıyor.
Aynı durum Lüksemburg, Norveç, İrlanda, İzlanda ve İsviçre'de de görülüyor. Bir fileyi doldurabilmek için Lüksemburg'da göreve yeni başlayan bir öğretmen ayda maaşının 6.9'unu 15 yıllık bir öğretmen maaşının yüzde 3.4'ünü, Norveç'te göreve yeni başlayan bir öğretmen ayda maaşının 7.2'sini, 15 yıllık bir öğretmen maaşının yüzde 5.8'ini, İrlanda'da göreve yeni başlayan bir öğretmen ayda maaşının 6.2'sini, 15 yıllık bir öğretmen maaşının yüzde 3.3'ünü, İsviçre'de göreve yeni başlayan bir öğretmen ayda maaşının yüzde 4'ünü, 15 yıllık bir öğretmen ise maaşının yüzde 2.5'ini, İzlanda'da ise göreve yeni başlayan bir öğretmen ayda maaşının 6.7'sini, 15 yıllık bir öğretmen de maaşının yüzde 5.1'ini ayırıyor.
TÜRK ÖĞRETMENİ FİLESİ İÇİN MAAŞINDAN 5 KAT İLE 12 KAT DAHA FAZLA PARA AYIRMALI
Türk Eğitim-Sen'in araştırmasında OECD ülkelerinde eğitim çalışanları bir fileyi doldurmak için maaşından yüzde 2.5 ile yüzde 7.2 oranında ücret ayırması gereken; Türkiye'deki durumun oldukça farklı olduğu dikkati çekiyor. Gıda ürünleri satın alma gücü paritesi göz önüne alındığında Türkiye'de göreve yani başlayan bir öğretmenin maaşından ayırmak zorunda olduğu oran yüzde 36 iken 15 yıllık bir öğretmen ise maaşının yüzde 30'unu gıda harcaması için ayırmak durumunda. Yani Türkiye'de bir öğretmenin filesini doldurmak için OECD ülkelerine göre, maaşından 5 kat ile 12 kat daha fazla para ayırması şart.

 İspanya, Belgrad'da mayıs ayında yapılacak Eurovision Şarkı Yarışmasında, komedyen Rodolfo Chikilicuatre'nin seslendirdiği ve Başbakan Jose Luis Rodriguez Zapatero ile ana muhalefet lideri Mariano Rajoy'un adlarının da kullanıldığı "Baila el Chiki Chiki" (Çiki Çiki dans et) şarkısıyla temsil edilecek

Eurovision yarışması için şarkı İspanya'da ilk defa telefonla halkın verdiği oylarla seçildi. Ünlü İtalyan şarkıcı ve sunucu Raffaela Carra'nın sunduğu programda 10 şarkı yarışırken, en fazla oyu "Çiki Çiki dans et" aldı.
Siyasi hicivlerin olduğu, geçen aylarda İspanya ile Venezuela arasında krize neden olan Kral Juan Carlos'un Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez'e söylediği "Kes sesini!" sözünün Carlos ve Chavez'in adıyla kullanıldığı şarkının sözleri arasında, "tüm dünyanın, hatta Jose Luis, Mariano ve Chavez'in de çiki çiki dansı yaptığı" yer alıyor.
Şarkıyı dinledikten sonra İspanya adına Eurovision'a gideceğine şans tanımayan sunucu Carra, Elvis Presley taklidi saç ve kıyafetiyle sahne alan Chikilicuatre'ya, "Bu şarkıyı yaptın ama gerçekten İspanya'yı bununla temsil edeceğini zannetmiyorsun değil mi?" dedi.

Maliye Bakanlığı Gelirler Kontrolörleri, seçim dönemlerinde kıdem ya da yıpranma adı altında sendika yöneticilerine ödenen tazminatlarla ilgili stopaj incelemesi başlattı
Gelirler Kontrolörleri bir ihbar üzerine küçük çaplı bir sendikada stopaj denetimi yaptı. Bu denetimde, 3 yılda bir yenilenen seçimler sırasında sendikalardaki profesyonel yöneticilere ödenen yıpranma tazminatlarından (bazı sendikalar kıdem tazminatı diye adlandırıyor) gelir vergisi stopajı kesilmediği anlaşıldı. İlgili sendikanın 2 seçim döneminde bu şekilde devletten kaçırdığı vergi tutarı da 320 bin YTL olarak belirlendi.
İncelemeye ilişkin raporların işleme konulmasının ardından söz konusu vergi, ilgili sendikadan talep edildi. Daha sonra da uzlaşmaya gidilerek, verginin tahsili yoluna gidildi.
Söz konusu inceleme sırasında sendika yöneticilerinin "başka sendikalar da stopajları ödemiyor" şeklinde savunma yapması üzerine, diğer sendikaların da stopaj incelemesine alınması kararlaştırıldı.
Bu çerçevede Türk-İş, Hak-İş ve DİSK'in Yönetim Kurulu ile bu 3 Konfederasyona bağlı sendikalara birer yazı gönderildi. Söz konusu yazı TİSK'e bağlı sendikalara da yollandı.
Yazıda, sendikaların 1 Ocak 2003 ile 27 Şubat 2008 tarihleri arasında, merkez ve bölgesel yönetim kadrosunu seçmek için yapmış olduğu kongrelerin tarihleri, kongre sonucunda seçilen yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile bölge ve şube başkanlarının isimleri, bunların TC kimlik numaraları ve bu yöneticilere ne kadar kıdem (yıpranma) tazminatı ödendiği soruldu.
56 sendikaya gönderilen bu yazıya bazı sendikalardan hemen cevap geldiğini belirten bir Maliye yetkilisi, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Biz, burada tamamen vergisel bir inceleme gerçekleştiriyoruz. Çok küçük çaplı bir sendikada, 2 seçim döneminde ödenen tazminatlar karşılığı 320 bin YTL'lik bir stopaj kaçağı bulunuyorsa, tazminatların gelir vergisi stopajına tabi tutulması yasal bir zorunluluk iken, bu yükümlülük yerine getirilmiyorsa, ortada çözülmesi gereken bir sorun var demektir. Gelen bilgileri Vergi İstihbarat Merkezindeki stopaj beyanlarıyla çapraz kontrole tabi tutacağız. Tazminat için beyanda bulunulmuş ve vergi ödenmişse hiçbir sorun yok. Beyan yoksa, o zaman da bunun vergisi için takibat yapacağız. Bize doğru rakam bildirilmemesi ihtimaline karşı, gerekirse sendikaların o dönemdeki para hareketlerine de bakacağız."
Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu konuyla ilgili yaptığı açıklamada, bu yöntemle sendikalara yönelik bir baskı oluşturulmak isteniyorsa bunun çok yanlış olacağını dile getirdi.
Hak-İş Genel Başkanı Salim Uslu da "Kimse çiğden yemeyecek karnı ağrımayacak. Sendikaların gücünü, eylemlerini kırmaya yönelik mi bilemiyorum ama sendikaların gücünü kırmanın bir sürü yolu var. Ancak kimse kimseyi tehdit etmemeli" dedi.
DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi de "Bu hareket, sendikalara müdahale olmaması defalarca söylenmesine rağmen, sosyal güvenlik ve kıdem tazminatına ilişkin yasal hazırlıklara karşı son dönemde yapılan çıkışların bu türlü bir yansıması olabileceğini düşündürüyor" diye konuştu.

Canlı Dostları Ağı Derneği yöneticileriyle sinema sanatçıları Nuri Alço ve Serap Aksoy, Rize'nin Ardeşen ilçesinde bulunarak koruma altına alınan yavru ayı "Datvi"yi Bursa'daki Ovakorusu Ayı Barınağı ve Rehabilitasyon Merkezi'nde ziyaret etti
Canlı Dostları Ağı Derneği Başkanı Prof. Dr. Tamer Dodurka Beykoz Barınağı Gönüllüsü Berrin Olcay ve sinema sanatçıları Nuri Alço ve Serap Aksoy, Ovakorusu Ayı Barınağı ve Rehabilitasyon Merkezi'nde Uludağ Üniversitesi (UÜ) Veteriner Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilüfer Aytuğ'dan Datvi'nin durumuyla ilgili bilgi aldı.
Prof. Dr. Aytuğ, Datvi'nin kısa zamanda doğaya bırakılmasının doğru olmadığını ifade ederek, "Datvi'de ilk geldiğinde 'parmak emme' gibi davranış bozuklukları vardı. Zamanla buradaki ortamına alışarak bu huyundan vazgeçti. Daha da iyi duruma geleceğinden eminiz" dedi.
Canlı Dostları Ağı Derneği Başkanı Prof. Dr. Tamer Dodurka da Datvi'yi 3 ay aradan sonra incelediklerinde en azından davranış bozukluklarında artış olmadığı gördüklerini ifade ederek, "Datvi'nin buraya gelmesi bile bir travmadır. Bir yaban hayvanı ne kadar uzun süre insanlarla beraber olursa doğaya dönüşü o kadar zor olur" diye konuştu.
Sinema sanatçısı Nuri Alço da böyle bir yeri ilk kez gördüğünü belirterek, "Burası çok güzel bir ortam. Demek ki Türkiye'de hayvanseverler iyi çalışıyorlar ki ayılarla bile bu derece ilgilenebiliyorlar" dedi.
Alço, burada imkanlar dahilinde ayılara en iyi şekilde bakıldığını ifade ederek, yine de bazı eksiklikler bulunduğunu, devletin buna bir an önce el atması gerektiğini belirtti.
Tüm sanat camiasını hayvanlara karşı daha duyarlı olamaya davet eden Alço, "Bir sanatçı olarak elimden geleni yapmaya hazırım" dedi.
Sinema sanatçısı Serap Aksoy da Datvi'nin buraya getirilmesine başlangıçta çok üzüldüğünü belirterek, "Tabii ki ayılar doğadaki kendi koşulları içinde yaşamalılar. Bu işte uzmanlaşmış bilim adamları doğrunun bu olduğunu anlatıyorlar ve biz de ikna oluyoruz" diye konuştu.

Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi'nde (ÇSM) 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, kadın-erkek çok sayıda Ankaralının katılımıyla düzenlenen iki etkinlikle kutlandı
ÇSM'de, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü nedeniyle düzenlenen ilk etkinlik, Nezih Danyal, Piyale Madra, Ercan Akyol, İzel Rozental, Tan Oral ve Kamil Masaracı olmak üzere Türkiye'nin en önemli karikatüristlerinin çizgileriyle oluşturulan 'Ah Şu Bizim Kadınlar' isimli karikatür sergisi oldu. Günümüz kadınının yaşadığı sorunlar, ruh halleri ve ikilemlerinin mizahi olarak yansıtıldığı sergide yaklaşık 60 eser bulunuyor. Karikatür Sergisi, 12 Mart'a kadar ÇSM'nin konuğu olacak.
CAZIN HEYECAN VERİCİ ÜÇLÜSÜ?
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nde Çağdaş Sanatlar Merkezi'nde düzenlenen bir diğer etkinlik ise, Avusturya Büyükelçiliği'nin de destek verdiği 'Wolfgang Muthspiel Trio' konseri oldu. Günümüz klasik ve caz müzik sahnesinin heyecan veren isimlerinden biri olan ve uluslararası üne sahip gitarist/besteci Wolfgang Muthspiel'in ismini taşıyan grupta, davulda Andreas Pichler ve kontrbasta Matthias Pichler yer alıyor. 2003'de Avrupa Caz Ödülleri'nde "Yılın Caz Müzisyeni" seçilen Muthspiel'in bestelerini seslendiren Trio, konserde kapsamlı ve usta doğaçlamalarıyla beğeni topladı.


Sigara yasağına 'sanatsal' çelme
The Rock adlı heavy metal barında sergilenen tiyatro oyununun adı manidar: 'Yasak Öncesi'... FOTOĞRAF: AP

ABD'nin Minnesota eyaletinde, sigara yasağının işlerini azalttığından şikâyetçi bazı bar sahipleri, çareyi -Shakespeare'e ithafen- 'Bütün bar bir sahnedir, müşteriler de oyuncular' sözünü hayata geçirmekte buluyor. Zira eyalette geçen sene başlatılan sigara yasağı yasasına göre, barlarda sigara içmek kesinlikle yasaklanırken sahneye çıkan oyunculara, oyunun bir parçası olduğu sürece, sigara içmek serbest. Kanundaki bu maddeden yararlanan 30 kadar bar sahibi de, haftada birkaç kez 'tiyatro gecesi' düzenleyerek bütün müşterileri 'oyuncu' ilan ediyor. Böylece sırayla sahneye çıkan müşteriler, genellikle hiçbir şey yapmadan veya sadece içinden geçenleri söyleyerek sigaralarını tüttürebiliyor. Minnesota Sağlık Departmanı durumdan hiç hoşnut değil ve söz konusu barlara ceza verebilmenin yollarını arıyor. The Rock isimli heavy metal barının sahibi Brian Bauman'a göre müşteriler "Sigara yasağı öncesi dönemdeki kendi hallerini oynuyorlar." Tiyatro geceleri sergilenen oyunun adıysa manidar: 'Yasak Öncesi'.


TBMM Başkanı Köksal Toptan, "Bütün dünyada olduğu gibi bizde de hala, öğretmen yetiştirme, önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır" dedi

Toptan, Uzun Mehmet Anıtı yanındaki Zonguldak Öğrenmenevi temel atma töreninde yaptığı konuşmada, Japonya'daki büyük kızının da doğum günü olan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü kutladığını, yılda bir gün değil hayatın her anında ve aşamasında saygıyla anılması gereken kadın unsurunun, bir ülkenin çağdaşlaşma yürüyüşündeki önemli kilometre taşlarının yanı sıra göstergelerinden birini teşkil ettiğini söyledi.

Çağa ayak uydurmak ve küresel rekabette geri kalmamak için yapılması gereken çok işlerin olduğuna dikkati çeken Toptan, şunları kaydetti:

"Acımasız küresel rekabette, çocuklarımızın, gençlerimizin başkalarıyla eşit şartlarda yarışabilmelerine yönelik gerekli alt yapıları temin etmemiz şart. Bilgiyi almada ve kullanımda gençlerimizin, çocuklarımızın yetişebilmesi için onları o alanda hazırlayacak öğretmenlerimizin de çok iyi şartlarda çalışmalarının yanı sıra yetişmeleri lazım. Bütün dünyada olduğu gibi bizde de hala öğretmen yetiştirme önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Fazla gibi görünse de aslında öğretmen fazlamız yok. Çünkü, zorunlu eğitimi artık mutlaka 12 yıla çıkarmamız gerekir. Bunun gerçekleşmesi durumunda iş bulamamaktan yakınan öğretmenlerin tümünün istihdam edilmesi söz konusu hale gelecektir."

Eğitim-öğretim süresinin 12 yıla çıkarılmasının yanı sıra 180 gün olan eğitime açık gün sayısının da en az 200-210 güne çıkarılması gerektiğini belirten Köksal Toptan, şunları kaydetti:

"Eğitimcilerimizin bunu tartışmasını istiyorum. Avrupa ortalaması 210, Japonya'da 232 gündür. Öğretmenlerimiz ne kadar gayretli ve yetenekli olursa olsunlar küresel rekabetin bir aktörü olabilmemiz için 180 günlük eğitim-öğretim süresiyle bunu beceremeyiz, çocuklarımızı adeta boğarız. Şimdi olduğu gibi. O nedenle bunun da gündeme alınması, tartışılması ve yavaş yavaş gerçekleştirilmesi gerekir diye düşünmekteyim."

istatistik-1
Free Counter
istatistik-2

Free Hit Counters

istatistik-3


istatistik-4

istatistik-5
reklam herşeydir
sokak ve duvar gazetesi formu
sokak ve duvar gazetesi google grubu

internet kitapçınız kitapyurdu.com'dan binlerce kitaba ulaşabilirsiniz.