sokak ve duvar

güncel kültür ve sanat bloğu

"Sen yolunda yürü ve bırak ne derlerse desinler..."

Karl Marx, Kapital ı. Cilt Önsöz

Bağımsız Eğitimciler Sendikası'nın (BES) öğretmenlerin hayata bakışı ve beklentileri konusunda gerçekleştirdiği anket, öğretmenlerin 2008 yılı içinde hayat standartlarının azalacağına inandığını ortaya koydu. Öğretmenlerin yüzde 63.22'si mesleklerinden memnun olmadıklarını ifade ederken, yüzde 63.75'i hükümetin öğretmenlere karşı izlediği politikadan şikayetçi
BES, öğretmenlerin hayata bakışı ve beklentilerini belirlemek amacıyla Ankara, İstanbul ve İzmir'de eğitim kurumlarında aktif olarak görev yapan bin 263 öğretmenin katıldığı bir anket çalışması yaptı. 'Öğretmenlerin 2008 beklentisi' başlıklı ankette, 'Öğretmen olarak hayat standardınızın 2008 yılı içinde aşağıdakilerden hangisine uygun bir şekilde değişikliğe uğramasını bekliyorsunuz?' sorusuna "katılımcıların yüzde 3.41'i hayat standartım artacak, yüzde 5.12'si hayat standartım aynı kalacak, yüzde 87.40'ı hayat standartım azalacak" yanıtını verdi.
ÖĞRETMENLER YAŞAM STANDARTINDAN MEMNUN DEĞİL
'Genel olarak yaşam standartlarınızdan memnun musunuz?' sorusunda yüzde 1.86'sı çok memnunum, yüzde 2.70'si memnunum, yüzde 27.63 memnun değilim, yüzde 61.38'i hiç memnun değilim seçeneklerini işaretledi.
TEKRAR SEÇME ŞANSLARI OLSA ÖĞRETMEN OLMAK İSTEMİYORLAR
'Tekrar seçme şansınız olsaydı yeniden öğretmen olur muydunuz?' sorusuna, yüzde 63.22'si hayır, yüzde 29.82'si ise evet cevabını verdi.
ÖĞRENCİLERE SUNULAN EĞİTİMİN NİTELİĞİNDEN MEMNUN DEĞİLLER
'Bir eğitimci olarak öğrencilere sunulan eğitimin niteliğinden memnun musunuz?' şeklindeki soruya, yüzde 17.55'i memnun değilim, yüzde 49.81'i hiç memnun değilim, yüzde 20.52'si memnunum yanıtını verdi.
'Hükümetin öğretmenlere karşı izlediği politikalarından ve icraatlarından memnun musunuz?' sorusunda katılımcıların yüzde 63.75'i hiç memnun değilim, yüzde 25.28'i memnun değilim, yüzde 4.16'sı memnunum seçeneğini işaretledi.
'Hükümetin bu yıl öğretmen maaşlarına yaptığı zam oranını göz önüne getirirsek maaşlarınızın tatmin edici noktaya geleceği konusunda umutlu musunuz?' sorusuna, yüzde 42.83'i çok umutsuzum; 'Türkiye'de bireylere sunulan sosyal haklardan ve sosyal güvenlik sisteminin işleyişinden memnun musunuz?' sorusuna da yüzde 52.67'si hiç memnun değilim yanıtını verdi.

Bağımsız Kamu Görevlileri Sendikaları Konfederasyonu, Meclis Başkanı Köksal Toptan'dan, Sosyal Güvenlik Yasa Reformu'nda bazı değişikliklerin yapılmasını istediler
Bağımsız Kamu Görevlileri Sendikaları Konfederasyonu, Meclis Başkanı Köksal Toptan'dan, Sosyal Güvenlik Yasa Reformu'nda bazı değişikliklerin yapılmasını istediler.
Toptan, Bağımsız Kamu Görevlileri Sendikaları Konfederasyonu Genel Başkanı Resul Akay ve beraberindeki heyeti kabul etti.
Akay yaptığı konuşmada, Meclis Plan Bütçe Komisyonu'nda kabul edilen, 'Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası' hakkında eleştirilerde bulunarak, Toptan'dan, yasa hakkında bazı değişikliklerin yapılmasını istedi.
Yasa hakkında Toptan'la eleştirilerini paylaşan Akay, Türkiye'nin koşullarında 65 yaşta emekliliğin ve 9 bin gün üstünden prim ödenmesinin, bunlarla birlikte emeklilik maaşlarında yüzde 30'luk bir düşüşün öngörülmesinin ve fiili hizmet zammının kaldırılmasının sosyal güvenlik tanımına uymadığını belirtti. Tasarıya rötuş yapma şansının aranması gerektiğini belirten Akay, tasarının mevcut halinin problemlere neden olacağına inandıklarını da belirterek, 'Anayasa Mahkemesinin kararlarıyla, bu tasarı gözden geçirilmeli' dedi.

Türkiye Bağımsız Eğitimciler Sendikası (TES) Şube Başkanı Mehmet Zülfikar Kotanlı, memurlar için hükümetin kira ve yakacak yardımı yapması gerektiğini söyledi. Türkiye Bağımsız Eğitimciler Sendikası (TES) Erzurum 2 Nolu Şube Başkanı Mehmet Zülfikar Kotanlı, yaptığı açıklamada "Başta Erzurum olmak üzere Büyükşehirlerde memurların en büyük sıkıntısı ev kiralarıdır. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) enflasyonu hesaplarken esas aldığı Türkiye genelindeki ortalama konut kira artış oranları Aralık 2007 itibariyle en yüksek kiranın 451,20 YTL ile İstanbul'da olduğu belirlenmiştir. Ortalama konut kirası İzmir'de 394,75, Ankara'da ise 353,64 YTL olarak tespit edilmiştir. Erzurum da ise bu rakamlar ortalama 350 YTL ile 700 YTL arasında değişmektedir. Yine TÜİK verilerine göre 2007 yılında Türkiye genelinde ortalama konut kiraları yüzde 20,67 oranında artmıştır. Büyükşehirlerde konut kiralarına genel olarak bakıldığında memurların aldıkları maaşa göre kiralık konut bulmaları her geçen gün zorlaşmaktadır. Erzurum Şehir Merkezinde ortalama kiralar 500-700 YTL civarındadır. 2+1 kombili daireler bile 450 – 700 YTL arasında değişmektedir. Erzurum Şehir merkezinde Örnek verecek olursak Yeni Mahalle, Çaykara, Menderes, Mumcu ve Kazım Karabekir Caddesi'nde 500 ila 700 YTL gibi bu semtlerde memurların oturması zaten adeta hayal haline gelmiştir. Yenişehir, Hilal kent, Dadaş kent, yıldız kent semtlerinde ise kiralar 350 ile 600 YTL ye ulaşıyor Gecekondulardan bozma, dar ve sabit gelirli kesimin oturduğu semtlere rağbet eden memurlar yeni bir ev tuttuğunda depozito, doğal gaz depozitosu ve peşin kira ile birlikte ortalama bin 500 - 2 bin YTL bir harcama yapmak durumundadır".dedi.
Erzurum için yakacak fiyatlarının da ayrı bir sorun olduğunu ifade eden Kotanlı, şunları kaydetti: "Erzurum da yılın 7 ayını kış şartlarında geçirmesi gereken kamu çalışanı bin 500 YTL yakacak bütçesi ayırmak zorundadır. Ortalama 850 YTL olan memur maaşının minimum yüzde 72'si kiraya ve yakacağa harcanmaktadır.
Doğu Anadolu'nun çeşitli illerinde görev yapan memurların maaşının üçte ikisi, yakacak ve kiraya gidiyor. Yaptığımız araştırmalara göre, memurların yüzde 64'ünün evi bulunmuyor. Yani, memurların yarıdan fazlası kirada oturuyor. Erzurum da kirada oturan memurların yüzde 40'ı 350 ile 500 YTL arasında kira ödüyor.. Buna göre, ülke geneline baktığımızda, ortalama 850 YTL olan memur maaşının yüzde 72'lik bir kısmı kira ve yakacağa harcanıyor. Bu yüzden acil olarak memura ev kirası ve yakacak yardımı yapılmalı ve konut sahibi olmaları için yeni politikalar oluşturulmalıdır.
Erzurum şartlarında görev yapan her kamu çalışanına yakacak yardımı yapılmalı ayrıca kömür ve doğal gaz da eskiden olduğu gibi sübvansiyon uygulaması getirilmeli doğal gaz fiyatlarında indirime gidilmelidir. Ancak, bu yardımın 5 – 10 YTL gibi düzeylerde tutulmaktadır. Geçtiğimiz yıllarda 250 kuruş gibi bir kira yardımı ve kömürde sübvansiyon uygulaması vardı kaldırıldı.
Doğu Anadolu'da görev yapan memura 150 YTL, Erzurum Büyükşehir’de görevli memura ise 200 YTL kira yardımı yapmasını istiyoruz. Ayrıca kömürde ve doğal gazda sübvansiyon uygulaması ile birlikte 100 YTL yakacak yardımı yapılmasını istiyoruz.
Antalya'da Muğla'da Adana'da İzmir'de de Aydın'da ve iklim şartları Doğu Anadolu’dan farklı yerlerde görev yapan memurlarla Erzurum da görev yapan memurlar bir tutulmamalıdır. O bölgelerde kış yok, yakacak sorunu yok."

Meclis Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşmeleri devam eden Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası yasa tasarısına kamuoyunun yoğun eleştirilerde bulunduğunu, sendikalardan, meslek odalarından ve sivil toplum örgütlerinden büyük tepkiler geldiğini ve hükümetin bu eleştirilere kulak tıkadığını söyleyen Bağımsız Eğitimciler Sendikası Genel Başkanı Gürkan Avcı,  "Hükümet, memurlara yönelik düzenlemede Anayasa Mahkemesi'nin iptal gerekçelerini dikkate almamaktadır. Bu nedenle yasanın, yüzde yüz geri döneceğini düşünüyoruz" şeklinde konuştu

Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası yasa tasarısına AKP'li milletvekillerinin verdiği bir önerge ile emekli maaşlarına ilişkin güncelleme katsayısında binde 5'lik artış yapılarak, "Türkiye'nin gelişme hızının yüzde 25'i" olan bölüm, yüzde 30 olarak değiştirilmek suretiyle halkın gözünün boyandığını ve dikkatlerin tasarıdaki hak kayıplarından uzaklaştırılmak istendiğini söyleyen Avcı, bu artışın "komik" olduğunu belirterek, "Tam aksine, bu madde emekli aylıklarının canına okuyan bir düzenlemedir" dedi.

Eylemlerimiz Sonuç Verdi, Milletvekiline "Kıyak Maaş" Tasarıdan Çıktı

Tasarıda işe yeni başlayan memurların da kapsama alınarak, Anayasa Mahkemesi kararının göz ardı edildiğini ifade eden Avcı, Tasarı bu haliyle Anayasa Mahkemesi'nden yüzde yüz döneceği belli ki temennimizde bu yöndedir. Tasarının yasalaşması halinde ise zenginler ve milletvekilleri değil ama halk ciddi hak kayıplarına uğrayacak. AKP milletvekilleri alt komisyonda kendilerine temsil tazminatı adı altında bin ila bin 500 YTL oranlarında kıyak maaş artışı yapmaya çalışmış, sendikamızın ve konfederasyonumuzun eylem ve basın toplantılarıyla bu durumu ortaya çıkmasının ardından ise "Kusura bakmayın bu madde yanlışlıkla eklenmiş" diyerek tasarıdan çıkarılmıştı. Aynı AKP milletvekilleri Plan ve Bütçe Komisyonunda yine şark kurnazlığı yapmış, milletvekili, eş ve çocuklarıyla birlikte gazilere tanınan haktan yararlanarak hastanelerde tedavi masrafı veya ilaç parası ödemekten kendilerini muaf tutmuşlardır.

İMF tarafından dayatılan ve AKP tarafından düzenlenen bu yasalardaki haksızlıklara ve fırsatçılıklara parti içerisinde de muhalefet edenlerin olacağını beklerdik fakat bu beklentilerimizin boşa gittiğini gördük, dedi.

AKP Hükümeti'nin son dönemlerinde 700 sağlık ocağının kapısına kilit vurulduğunu, aile hakimliğine geçiyoruz gerekçesi ile sağlık hizmetlerinin hızla özelleştirildiğini söyleyen Avcı, bununla da yetinilmediğini, devlet hastanelerinin yönetiminin ticaret odalarına bırakılmak istendiğini de kaydetti.

Halk, Bir Paket Makarna ve Bir Torba Kömürle Tepkisizleştiriliyor

Bütün bu düzenlemelerin halka reform diye yutturulmaya çalışıldığına dikkat çeken Avcı, bu düzenlemelerin halkın iyiliği için değil yerli ve yabancı sermayenin istekleri doğrultusunda yapıldığını,  halkın yoksul kesimlerinin oyunu alarak iktidar olan AKP hükümetinin halkın teveccühünü ve inanç değerlerini istismar ederek halka yoksulluğu, yoksunluğu, sosyal güvensizliği kader olarak göstermeye ve kanıksatmaya çalıştığını, bir paket makarna ve bir torba kömürle halkın tepkisini kırmaya çalıştığını söyledi.

Tasarı Mevcut Çalışanları da Bal Gibi Etkiliyor

Anayasa'da Türkiye'nin 'sosyal bir hukuk devleti' olduğunun ifade edildiğini ve buna göre herkes için sağlık hizmeti, herkes için sosyal güvence sağlamak gerektiğini kaydeden Avcı, oysa Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı yalnızca zenginlere ve milletvekillerine avantajlar getiriyor, toplumun büyük kesimi için dezavantajlar içeriyor. Gerek Başbakan ve gerekse Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı her ne kadar "Yasa mevcut çalışanları etkilemiyor" dese de mevcut çalışanları da büyük oranda etkiliyor. Kaldı ki çocuklarımız ve torunlarımız bu ülkede yaşamayacak mı? Çocuklarımıza mezarda emekli olabilecekleri bir Sosyal Güvenlik ve Sağlık sistemini mi miras olarak bırakacağız. Tasarı, SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin alt sınır aylığında düşüş öngörüyor. Mevcut uygulamaya göre SSK ve Bağ-Kur'da alt sınır aylığı 540 YTL. Yeni uygulamada alt sınır aylığı 203 milyona düşecek. 2016 yılından sonra emekli aylıkları, bugüne oranla yüzde 30 oranında daha az olacak. Emekli Sandığı çalışanlarından 2016'dan sonra emekliliğini hak edeceklerin maaşları, şimdikine oranla daha düşük olacak ve emekli maaşlarının hem güncelleştirme katsayısı hem de aylık bağlama oranı yönünden "reel olarak" kayba uğrayacaklar. İş kazası ve meslek hastalığı nedeniyle sürekli iş görmezlik aylığı almaya hak kazananlar bakımından da büyük hak kayıpları yaşanacak.

Eğer Şans Eseri Yaşayabilirse Öğretmen Okula Bastonuyla Gidecek

Tasarı yürürlüğe girdiği takdirde bir öğretmen eğer yaşayabilirse 65 yaşında emekli olacak yani okula bastonla gidecek. Şans eseri emekli olursa eline geçecek emekli aylığı ile yaşaması da hayal ötesi olacak. Çünkü emekli aylığı hesabı sil baştan değiştirilmektedir. Her hizmet yılı için işçilerde 2,6,  memurlarda 3 olarak uygulanan katsayı, yıkım düzenlemesi yürürlüğe girdiğinde 2016 yılına kadar 2,5, daha sonraki yıllarda 2 olarak uygulanacaktır şeklinde konuşan Avcı, şunları kaydetti;

Emekli Maaşları Düşecek

Emekli Sandığı Kanununa göre 25 yıl fiilen çalışmış bir memura son aldığı aylığın yüzde 75'i, SSK Kanununa göre çalışan işçiye de yüzde 65'şi emekli aylığı olarak bağlanırken, yıkım düzenlemesi kanunlaştığı takdirde, 2016 yılına kadar işçi ve memura son aldığı aylığın yüzde 62,5'i, daha sonraki yıllarda da yüzde 50'si emekli aylığı olarak bağlanacaktır. Bu düzenleme ile getirilen bir başka yıkım ise, pirime esas gelirin ortalaması ayrı ayrı alınacak ve bu miktarın yüzde 50'si emekli aylığı olarak bağlanacaktır.

Maaşlardan Yüzde 5 Sağlık Pirimi Kesilecek

5434 Sayılı Emekli Sandığı Kanununa göre 845 YTL olan en düşük emekli aylığı, yıkım düzenlemesi yürürlüğe girdiği takdirde 625 YTL olacaktır. Böylece emekli aylıkları yüzde 30-35 oranında azalacaktır. Yıkım düzenlemesi yürürlüğe girdiğinde; 203 YTL geliri olan bir kişiden Genel Sağlık Sigortası pirimi kesilecektir. Yıkım düzenlemesi yürürlüğe girdiğinde işe başlayan bir memur, maaşının yüzde 5 oranında sağlık pirimi ödeyecektir.

Her Doktor Muayenesi Başına 2 YTL

Yıkım düzenlemesi yürürlüğe girdiğinde, her hekim muayenesi için 2 YTL katkı payı ödeyecek olan çalışan ve emekli ayakta tedavi görürse yüzde 10 ila 20, yataklı tedavi görürse yüzde 1 oranında katkı payı ödeyecektir. Yıkım düzenlemesi yürürlüğe girdiğinde, 18-45 yaş arasında diş protezi yaptıran bir çalışan yüzde 50'sini kendisi ödeyecek ve 14 yaşından büyük, hastalara refakat edemeyecektir.

Milletvekili Eş Ve Çocukları Hariç Herkes Sağlık Katkı Payı Ödeyecek

Yıkım düzenlemesi yürürlüğe girdiğinde, makinist, dağıtıcı, ceza infaz ve koruma memuru, zirai mücadele, karantina ve veteriner hizmeti yapanlar, muhabirler, sanatçılar, basın mensupları, özel güvenlik görevlileri yıpranma hakkından mahrum kalacaktır. Buna karşılık milletvekilleri, emeklileri, dul ve yetimleri hiçbir katkı ödemeyecek ve tüm sağlık harcamaları TBMM bütçesinden karşılanacaktır.

Emekli Olduktan Sonra Çalışmak Bir Tek Milletvekiline Mubah

Yıkım düzenlemesi yürürlüğe girdiğinde; emekli olduktan sonra çalışanın  emekli aylığı 1/3 nispetinde azaltılırken, milletvekili seçilen bir kişinin emekli aylığı aynen ödenmektedir. Tüm vatandaşlarımızı yaşlılık, hastalık, malullük, kaza ve ölüm gibi sosyal risklere karşı koruması beklenen bu düzenleme yürürlüğe girdiği takdirde, toplumun tüm kesimleri bu enkazın altında eza ve cefa çekerken, milletvekilleri, emeklileri, dul ve yetimleri zevk ve sefa süreceklerdir.

Başbakan SGGSS Yasa Tasarısına Seyirci Kalmamalıdır

Sayın Başbakan ve TBMM Başkanı Hükümetin ve Parlamentonun itibarını korumak için harekete geçmeli ve halkın zararına olan bu düzenlemeye seyirci kalmamalıdırlar. Sosyal güvenlik sisteminin çöktüğünü söyleyerek 203 YTL geliri olan bir vatandaşımızdan GSS pirimi almak gayri vicdani ve gayri insani bir politikadır.

 

 

Bağımsız Eğitimciler Sendikası Genel Başkanı Gürkan Avcı, Milli Eğitim Bakanlığı’nın, gelecek yıl 15 ilde başlatacağı pilot uygulama ile eğitim yaşını 5’e çekerek okul öncesi eğitimi zorunlu hale getiren kararını olumlu bulduklarını ve bu uygulamaya tam destek verdiklerini belirtti

 

2013 yılına kadar uygulamayı Türkiye geneline yayacak olan Milli Eğitim Bakanlığı’nın hazırladığı yasa taslağı neticesinde okul öncesi eğitim zorunlu hale getirme politikasının 6 yıla yakın bakanlık koltuğunda oturan Hüseyin Çelik’in en önemli ve faydalı icraatı olduğunu söyleyen Avcı, “Okul öncesi eğitimde okullaşma oranı 6 yıl içinde  yüzde 11'den yüzde 25’e yükselmiş bulunuyor. Fakat yinede AB ülkelerine bakıldığında yüzde 25 çok düşük bir oran olarak görülüyor” dedi.

Okul öncesi eğitimin zorunlu eğitim kapsamına alınmasıyla ilgili yapılan yasa tasarısı çalışmalarının biran önce yasalaşması gerektiğini söyleyen Gürkan Avcı, okul öncesi eğitimin öneminin her geçen gün daha iyi anlaşıldığını söyleyerek, “Okul öncesi eğitimde Türkiye, en iyi örneklerden birisi olan Hollanda modelini örnek almalıdır. Hollanda’da Ana Sınıflarında ve Şehir Okullarında uygulamalı tarım dersinde, çocuklar ana sınıflarında çiçek yetiştiriyor, uygulama bahçelerinde çiçek, sebze, meyve yetiştiriyor; hayvan besliyor. Bu eğitimin sonunda Hollanda tüm dünyaya çiçek, yağ ve peynir satıyor. Bu nedenle, Talim Terbiye Kurulu köy okulları programına Tarım Ünitelerini koyması gerekir” şeklinde konuştu. 

Okul öncesi eğitimin zorunlu olması yönündeki yaptıkları çeşitli açıklamalarla konunun önemini sıkça dile getirdiklerini kaydeden Avcı, “5 - 6 yaş dönemi eğitim için kesinlikle değerlendirilmesi gereken “Altın Çağ”dır. Çocuk hayatı boyunca öğreneceklerinin yüzde 35’ini bu dönemde öğrenir. Birçok gelişmiş ülkede çocuk 3 - 4 yaşında eğitimle tanışıyor. Sosyal, duygusal gelişimini daha hızlı ve sağlıklı bir şekilde tamamladığı gibi akademik gelişiminin temeli de bu süreçte atılmaya başlanıyor.” dedi. 

Avcı şöyle kaydetti, 8 yıllık zorunlu eğitim uygulamasını henüz tam anlamıyla oturtmadan ve sorunlarını çözemeden, zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılmasının düşünüldüğü günümüzde, eğitim yaşının iki yönlü uzatılması yerine, zorunlu eğitimin tek yönlü olarak yalnız aşağıya doğru uzatılması daha sağlıklı olacaktır. Yani eğitime başından, temelden başlanmalıdır.  

Zorunlu okul öncesi eğitim kapsamında eğitim alamayacak olan çocukların bu alandaki eksikliklerini gidermek için “Ev Merkezli Okul Öncesi Anne-Çocuk Eğitim Programı" geliştirilerek uygulanması gerektiğini söyleyen Genel Başkan Avcı, “Milli Eğitim Şurası'nda da 6. yaşın zorunlu eğitim kapsamına alınması için sendikamızın da büyük çabalarıyla tavsiye kararı çıkarttırdık. Milli Eğitim Bakanlığı "zorunlu" değil, "kademeli bir geçişten" yana. Fakat ailelerimizin bu konuda istekli olmalarının yanında, toplumda bu hususta oldukça olumlu bir bilinçte yaratılmış durumda. Top artık hükümette, sayın başbakanın ve milli eğitim bakanının geç kalınmış bu projeyi ulusal politikaya dönüştürmesi ve 5-6 yaşın zorunlu eğitim kapsamına alınmasını sağlamaları gerekiyor.  

Yaptığımız gözlemler sonucunda toplumun en alt ve yoksul kesimlerinde bile ailelerin çocuklarını anaokullarına gönderme yönünde çok istekli olduklarını görüyoruz. Devlet Anaokullarında velilerimizden aylık 100 ila 250 YTL civarında ücret istendiği için bu aileler çocuklarını gönderemiyor veya göndermek istemiyorlar. Anayasamızın 42. maddesine atfen devletin bu hizmeti vermekle yükümlü olduğunu düşünüyoruz. Resmi veri ve araştırmalarımıza göre, okul öncesi eğitimde yüzde 100 oranında okullaşabilmek için, müstakil 3 bin 745 okul, 26 bin 211 öğretmen gerekiyor. Bunun maliyeti 2007 fiyatları ile 1 milyar 198 bin 400 YTL. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından verilen bu maliyet bilançosu çocuklarımızın ve ülkemizin geleceğini tamamen değiştirecek ve şekillendirecek böylesine önemli bir proje için önemsiz bir miktardır. 2008, 2009, 2010 ve 2011 yılı bütçelerine bu projenin altyapı koşullarını hazırlayacak miktarda ödenek ayrılmalıdır.

 

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan ile rektörler arasında yaşanan tartışmaların üniversitelere ve eğitim sistemine zarar verdiğine dikkat çeken Bağımsız Eğitimciler Sendikası Genel Başkanı Gürkan Avcı, YÖK’ün kapatılmasının ülkenin yararına bir uygulama olacağını söyledi.

 

YÖK Kesinlikle Kapatılmalıdır

 

Bağımsız Eğitimciler Sendikası Yüksek İstişare Toplantısında YÖK ile ilgili çeşitli değerlendirmelerde bulunuldu. Toplantıda konuşan Sendika Genel Başkanı Gürkan Avcı, YÖK'ün bu ülkeye hiçbir yararı bulunmadığını ve kapatılması gerektiğini söyleyerek, üniversitelerin, çağın ve eğitim biliminin gereklerine uygun bir zeminde yeniden yapılandırılması gerektiğini, Bunun şartının da Yüksek Öğretim Kurulu'nun (YÖK) kaldırılmasıyla gerçekleşeceğini İfade etti.

 

YÖK   Başkanı İktidar Partisinin Temsilcisi Gibi Davranıyor

 

Üniversitelerin, bölüm sayılarını artırmak, birtakım ihtiyaçlarını karşılamak ve öğrencilerine daha nitelikli bir eğitim verebilmek için iş adamları ve esnaftan yardım dilendiklerini belirten Avcı, “Ciddi altyapı sorunları yaşanıyor. Elektrik, elektronik ve haberleşme, endüstri, bilgisayar, kimya, inşaat ve makine mühendislikleri gibi Türkiye için son derece önemli bölümler açmaya çalışan üniversiteler YÖK’ten onay ve destek beklerken, öğretim üyesi bulmak için koşuştururken ve  yer sıkıntısını çözmeye çalışırken, YÖK başkanı hükümetin emir eri gibi davranıyor ve bir siyasi partinin temsilcisi gibi sağa sola laf yetiştirmeye çalışıyor. YÖK hem rektörlerle hem de ana muhalefet partisiyle çarpışıyor. Bazı Üniversite rektörleri de muhalefet partisi temsilcisi ağzıyla konuşuyor.  Olan üniversitelerimize ve gençlerimize oluyor. YÖK üniversitelerde çalışan idari ve akademik personelin özlük haklarıyla, eğitim sisteminin sorunlarıyla ve üniversitelerin ihtiyaçlarıyla uğraşmalıdır. " diye konuştu.

 

Hocalarımızın Ve Öğrencilerimizin Talepleri Ameliyat Masasına Yatırılmıyor

 

YÖK’ün bazı bölümlerin açılmasına izin vermediğini ve hatta kapattığını hatırlatan Avcı, "Bölüm açmak kolay değil. Arkadan nitelikli eğitim almış nesil gelmiyor. Bir kısmını da yabancı üniversitelere kaptırıyoruz. Hükümet birçok yeni üniversite açtı. Yaldızlı binalar yaptı. Altyapısı, laboratuarları, sosyal tesisleri, AR-GE birimleri olmadıktan sonra, hocaları olmadıktan sonra her yere üniversite açmanın şekilcilikten başka bir anlamı olamaz.  Nitelikli ve bilimsel bir eğitim verilmedikten sonra dağlara taşlara üniversite açmanın bir önemi olamaz. Bu sorunların kökten çözülmesi gerekir. Bazı üniversitelerde de yığılma var” değerlendirmesini yapan Avcı, Üniversitelerimize akademik eleman bulmanın çok zor olduğunu da ifade ederek,  “Elektrik ve elektronik mühendislikleri piyasada çok rahat iş bulabilen bölümler. Bu, biraz politikalardan da meydana geliyor. İyi dereceyle mezun olan öğrenciler bin YTL maaşla üniversitelerde çalışmak, akademik kariyer yapmak istemiyorlar. Ama YÖK başka konularla ilgileniyor. Rektörlerimizin, Hocalarımızın ve öğrencilerimizin talepleri ameliyat masasına yatırmıyor” şeklinde konuştu.

 

Eğitim ve Teknoloji Bakanlığı Kurulmalıdır

 

“Türk eğitim sistemi 'otoriter, yasakçı, baskıcı anlayıştan' besleniyor. Üniversitelerimiz, hocalarımız, idari personelimiz ve öğrencilerimiz 12 Eylül askeri rejiminin bir ürünü olan YÖK cenderesi altındadır. YÖK, son derece merkezi ve otoriter bir anlayışla yönetilmektedir. Üniversitelere idari ve bilimsel özerklik tanınmalı, yeniden yapılandırılmalıdır. Bu da 20 küsur yıldır üniversitelerin üzerine bir karabasan gibi çöken YÖK'ün ortadan kaldırılması ile mümkün olabilir. YÖK üniversiteleri temsil edemez konuma gelmiştir” şeklinde konuşan Avcı, YÖK’ün yerine, Eğitim ve Teknoloji Bakanlığının kurulması gerektiğini İfade ederek, “Eğitim sistemini Türkiye’ye daha yararlı ve daha verimli hale getirebilmek için, YÖK'ün yerine Bilim ve Teknoloji Bakanlığı kurularak, TÜBİTAK ve üniversiteler de bu bakanlığa bağlanmalıdır” dedi. 

 

Avcı sözlerini şöyle sürdürdü: “Başkan olduğundan bu yana başta Yükseköğretim Kurulu olmak üzere tüm yüksek öğretim kurumlarında uyumlu ve verimli bir çalışma ortamı yaratmak, üniversitelerin sorunlarını çözmek, üniversite gençliğinin taleplerini yerine getirmek ve dahası nitelikli ve çağdaş bir üniversite eğitim sistemini inşa etmek yerine, yeni sorunlar yaratması, YÖK’te antidemokratik ve otoriter bir atmosfer yaratmaya çalışması, “kişi hak ve özgürlükleri” adına adeta bir siyasi partinin temsilcisi gibi hareket etmesi, kara harekatının devam ettiği, ülkede hassas bir dönemin yaşandığı bu günlerde kaos ve gerginlik yaratan söz ve davranışlarda bulunması nedeniyle YÖK Başkanı Sayın Yusuf Ziya Özcan istifa etmeli ve zaten ülke için zararlı bir kurum olan YÖK’ün kapatılmasına zemin hazırlayarak, ülke için bir fedakarlıkta bulunmalıdır. Sayın YÖK başkanı geçmiş yıllarda da YÖK’ün kapatılması gerektiğini savunan birisi olarak bu çağrımıza kulak vermelidir.”

 

Bağımsız Eğitimciler Sendikası Genel Başkanı Gürkan Avcı, , ulusal bir sorun olarak ele alınması gereken “Üstün Zekalı ve Üstün Yetenekli Çocukların Eğitimi”  konusunun yıllardır ihmal edildiğini dile getirerek, “üstün zekalı ve üstün yetenekli bireyleri kaybetmek, ülkemizin geleceğini karartmak anlamına gelir ” dedi

Bilimsel araştırmalara göre, Türkiye’de her yüz çocuktan üçünün üstün zekalı ve üstün yetenekli olduğunun tahmin edildiğini ifade eden Bağımsız Eğitimciler Sendikası Genel Başkanı Gürkan Avcı, bu potansiyelin kullanımı konusunun yıllardır ihmal edildiğini söyleyerek, üstün zekalı ve üstün yetenekli çocukların eğitimini göz ardı etmenin, onlara uygun eğitim fırsatlarını sunmamanın, ülkemizin insan kaynak ve değerleri ile geleceğini heba etmek anlamına geleceğini belirtti.

Gelişmiş ülkelerin bu konuda çok ciddi çalışmalar içine girdiğini belirten Avcı, “Bu ülkeler ellerindeki insan potansiyelinden yararlanabilmek için her türlü kaynağı seferber etmekteler. İnsan kaynaklarına gereken önemi veren gelişmiş ülkeler, kendi kaynaklarıyla yetinmeyip başka ülkelerdeki üstün zekalı ve üstün yetenekli bireyleri ülkelerine çekmek için gayret ederlerken, bizim kendi insan kaynaklarımızdan bile yeterince yararlanamamız geleceğimiz adına üzüntü vericidir. Güçlü ve gelişmiş bir ülke olabilmenin en önemli şartlarından biri, zengin insan potansiyeli barındırmak ve bundan yararlanabilmekten geçer. Bu anlamda üstün zekalı ve üstün yetenekli çocukları keşfedebilmek, bu çocukların zeka ve yetenekleri doğrultusunda gelişmeleri için azami gayret göstermek gerekir. Üstün zekalı ve üstün yetenekli bireyleri kaybetmek, topraklarımızı kaybetmek kadar ciddi bir sorundur.” Dedi.

Üstün Zekâlı Ve Üstün Yetenekli Çocukların Erken Yaşta Fark Edilmesi Gerekir

Karmaşık kavram ve ilişkileri anlama, ilgi alanı zenginliği, gelişmiş sorumluluk duygusu, çok küçük yaşlarda ileri düzeyde sözcük dağarcığı, yeni ve değişik durumlara kolay ve çabuk uyum sağlama, soyut düşünebilme, dikkatli gözlem ve merak yeteneği, bilginin çeşitliliğini anımsama ve dikkati bir noktaya toplama gibi birçok yetenek ve özelliğe sahip olan üstün zekalı ve üstün yetenekli çocukların bu özelliklerinin erken yaşta fark edilmesi ve yönlendirilmesi durumunda gelişimleri daha hızlı ve daha sağlıklı bir şekilde devam etmektedir diyen Avcı, “Üstün zekalı ve üstün yetenekli çocuklara özel eğitim verilmezse, farklılaştırılmış eğitim programları uygulanmazsa, belli bir yaştan sonra yetenekleri köreliyor, psikolojik ve sosyal bozukluklar yaşamaya başlıyorlar, mutsuz oluyorlar. Bu çocuklar özel eğitim aldıklarında; lider, bilim adamı ve dahi olarak yetişme şansına sahipken, özel eğitim almadıkları takdirde sıradanlaşıyor ve sorunlu insanlar oluyorlar. Ülkemizdeki durum ise, farklı yöntem ve programlara ihtiyaç duyulan üstün zekalı ve üstün yetenekli çocukların keşfedilmesi ve eğitimi konusunda yeterince adım atılmadığından, konu aile ile öğretmenlerin anlayış, bilgi ve gayretine bırakılmaktadır.” Şeklinde konuştu.

Atılan Adımlar Yetersiz!

Zihinsel, görme, İşitme ve ortopedik engelliler ile  otistik ve spastik çocuklar gibi özel eğitim alması gereken gruplar için binlerce eğitim ve rehabilitasyon merkezi bulunmasına rağmen üstün zekâlı-yetenekli çocuklar için eğitim veren okul sayısı bir elin parmaklarını bile geçmiyor şeklinde konuşan Avcı, çoğu son yıllarda faaliyete geçen bu okulların ümit verici olmakla beraber son derece yetersiz kaldığını belirterek sözlerine şu şekilde devam etti:

“Üstün zekalı ve yetenekli öğrencilerimiz ilgi, yetenek ve etki alanları doğrultusunda eğitim alamadıkları takdirde; hem kendi zihinsel, duygusal ve psikolojik yaşamlarında, hem toplumumuzun sosyal dokusunda, hem de ülke ekonomisi, kültürü ve bilimine katkısında olumsuz ve sağlıksız geri dönütlere neden olmaktadır. Bu yüzden hükümetin biran önce harekete geçmesi, üstün zekalı-yetenekli çocuklara dönük okullar, programlar hazırlaması ve üniversitelerde ilgili alanlara dönük öğretmenlik lisans, yüksek lisans ve doktora alanları açması gerekmektedir. Sayın Başbakan ve Sayın Milli Eğitim Bakanı yıllardır ihmal edilen, unutulan bu önemli soruna, ulusal bir sorun anlayışıyla el atmalıdır.”

 

Toplumun tüm kesimlerinden fedakârlık beklenerek hazırlanan sosyal güvenlik yasa tasarısına 'milletvekili kıyağı' gölgesi düştü. Milletvekilleri tasarıyla emekli aylıklarını yükseltip, sağlıkta katkı payı yükümlülüklerini ise devlete yıktı. Türk Parlamenterler Birliği'nin öncülüğünde çok sayıda milletvekili kulis çalışması yaparak emekli milletvekillerine 2 bin 630 YTL emekli aylığının yanı sıra 1500 YTL de temsil tazminatı ödenmesini sağladı. Yeniden seçilmeyen emekli vekillerin temsil tazminatı ise yüzde 70 oranında artırılarak 1500 YTL'den 2 bin 550 YTL'ye çıkartıldı. Böylece, yeniden seçilen emekli bir vekilin eline ayda 12 bin YTL, seçilmemiş eski vekilin eline ise ayda 4 bin 129 YTL yerine 5 bin 180 YTL para geçecek

12.000 YTL Maaş, Milletvekili Onuruna Yakışmıyor!

Bağımsız Eğitimciler Sendikası Genel Başkanı Gürkan Avcı, Bizde bu ülkenin 900 YTL maaş alan öğretmenleri olarak, canla! başla! çalışan milletvekillerimize ve emeklilerine birtakım fedakarlıklarda bulunmak istediğimizi kamuoyuna duyuruyoruz. Ülkenin gelişmesi, yeni istihdam alanlarının açılması, yoksulluğun, cehaletin ve açlığın son bulması için günde en az 18 saat çalışan, hafta sonu tatili bile yapmayan milletvekillerimize 12.000 YTL civarında bir ücret verilmesinin milletvekili onuruna yakışmadığını düşünüyoruz, dedi.

Genel Başkan Gürkan Avcı şöyle kaydetti; Milletvekillerinin ve Türk Parlamenterler Birliği'nin haklı gerekçeleri ve yakınmaları üzerine Bağımsız Eğitimciler Sendikası Yönetim Kurulu Olarak toplandık ve şu kararları aldık;

1-Krize dayanamayıp ölen öğretmen emeklilerinin maaşları ve mal varlıkları milletvekili ve emeklileri arasında eşit olarak paylaştırılsın.

2-Bu ay alacağımız ek ders ücretleri milletvekillerine dağıtsın.

3-Maaşlarımıza yapılan yüzde 2 oranındaki zam bordrolara girmeden doğrudan milletvekillerinin ve emeklilerinin banka hesaplarına yatırılsın.

Eğer bu katkı ve yardımlarımız yeterli gelmediği takdirde; Sayın milletvekillerimizin müsaade buyurması durumunda tüm örgütlülüğümüzle milletvekillerimizin bu içler acısı durumuna bir an önce son verilmesi için TBMM önünde milletvekilleri için bir dizi eylemler yapacağız, dedi.

Allah Gözlerini Doyursun!

Tüm bu olan bitenden anlıyoruz ki milletvekilleri, memura kaşıkla kendine kepçeyle zam yapma anlayışını sürdürmektedir, diye konuşan Genel Başkan Gürkan Avcı, Enflasyonu düşürüyoruz, hep birlikte düzlüğe çıkacağız yalanları ile bizlere kemer sıkmayı öğütleyen hükümet bizleri değil kendilerini düzlüğe çıkarmaya çalışıyor, dedi.

Vatandaş 9 Bin Gün Çalışınca, Milletvekili 2 Yılda Emekli Oluyor

Avcı şöyle kaydetti, Sosyal güvenlik yasa tasarısında çalışanlara 65 yaşında emekliliği ön gören ve prim ödeme gün sayısını 7 binden 9 bine çıkaran milletvekilleri kendilerine 2 yıllık görev sonunda emekliliği uygun görüyor. Milletvekillerinin trilyonlarca sağlık harcaması göze batmazken, memur ve işçilere ilaçlara ve yataklı tedavi hariç tüm tedavilere yüzde yirmi katılım payı zorunluluğu getiriliyor. Yani hükümet yıllarını devlet hizmetine vermiş ücretli ve emeklisini perişan etmiş, canından bezdirmiş, değil memur olmaya, dünyaya geldiğine dahi pişman ettirmiştir. Milletvekilleri, sosyal güvencesini karşılayan kurumlardan emekli olduktan sonra milletvekili emeklisi olarak başvuruda bulunabiliyor. Bu milletvekilleri, emekliliği hak ettikten sonra, çalışıyor olsa bile emekli maaşını almaya hak kazanıyor. Oysa bu hak diğer çalışanlara tanınmıyor. Bu düzenlemeyle halen aktif milletvekilliği yapan aynı zamanda da emekli olan 350 ye yakın milletvekilinine daha büyük bir kıyak geçiliyor.

 

Sağlık Katkı Payı Ödemekten Operasyonlarda Yaralanan Askerler Ve Milletvekilleri Muaf Tutuluyor

Milletvekilleri yaptıkları düzenlemeyle sağlıkta katkı payı ödemekten de kendilerini muaf tutuyor. Tasarıyla, kıyak emeklilikle yetinmeyen milletvekilleri, tüm vatandaşların ödemekle yükümlü olduğu sağlıkta katkı payından kendilerini muaf tutuyorlar. Tasarıya konulan hükme göre, eski ve yeni milletvekilleri ile bunların bakmakla yükümlü oldukları aile fertlerinin; ölen milletvekillerinden dolayı aylık alan dul ve yetimlerinin tedavi giderleri TBMM bütçesince sağlanacak. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nda, sağlıkta katkı payı konusunda sadece operasyonlarda yaralanan asker, polis ve Milli İstihbarat Teşkilatı mensuplarına muafiyet tanınıyordu. Fakat tasarıya konulan düzenlemeyle, milletvekilleri de şimdi katkı payı konusunda operasyona katılan Türk Silahlı Kuvvetleriyle aynı statüye kavuştu.

 

 

Bağımsız Eğitimciler Sendikası Genel Başkanı Gürkan Avcı, sendika genel merkezinde kendisini ziyarete gelen bir gurup kredi kartı mağduru öğretmeni kabulünde, Türkiye ekonomisindeki büyümeye rağmen, derin bir ekonomik kriz yaşayan memur ve emeklilerinin, kredi kartından kaynaklanan nedenler başta olmak üzere haciz şoklarıyla sarsıldığını söyledi


Bağımsız Eğitimciler Sendikası AR-GE kurulu tarafından yapılan araştırmaya göre, 2003 yüzde 5.9; 2004 yüzde 9.9; 2005 yüzde 7.6; 2006 yüzde 6; 2007 yüzde 4.2 büyüyen Türkiye’nin son beş yılda toplam yüzde 33.6 büyüdüğünü kaydeden Avcı, “Fakat bu büyümeden memura hiç pay verilmedi. Bu veriler ışığında büyüme performansını değerlendirecek olursak; "Büyümenin reel olup olmadığını anlayabilmek için memurların borçlarının artıp artmadığına bakmak gerekiyor. Bu yüzden hükümetinin mutfağa ve halkın alım gücüne yansıyan reel büyüme sağlayan politikalar uyguladığını söylemek gerçekçi olmayacaktır. Dolayısıyla memur, AKP hükümetinin uyguladığı politikalar sonucu büyümemiş, büyümüş gibi gösterilmiştir” dedi.

Verilere bakıldığında enflasyon oranlarında belirgin bir düşüş gözükmesine karşın, satın alma gücü değişmeyen hatta çoğu zaman düşen memur için durum hiç de rakamlara yansıdığı gibi değildir, şeklinde konuşan Avcı, “Bugün ülke gelirinin yarından fazlasını elde eden en zengin kesim karşısında ülke gelirinden en az pay alan fakir kesim arasındaki uçurum çok daha derinleşmiş, krallıkla yönetilen Arap ülkeleri ve Afrika ülkeleriyle yarışır hale gelmiştir. Bu derinleşmenin bir sebebi de dolaylı vergilerin sürekli olarak artırılmasına karşın doğrudan vergilerin toplanamamasıdır ki bu durum gelir dağılımını bozucu bir unsurdur. Toplanan vergilerin içinde en yüksek gelir vergisi veren de memur kesimidir. Eğer enflasyon reel olarak düşseydi Türkiye’deki her dört kişiden birinin yoksulluk sınırının altında yaşamıyor olması, memurların açlık sınırıyla yoksulluk sınırı arasında bir ücrete çalışmıyor olması gerekirdi” dedi.

AKP’nin uyguladığı ücret politikasının, AKP’yi ekonomi alanında başarılı kabul edenlerin bile memurlar arasında ve memurlarla işçiler arasındaki ücret adaletsizliği görmezden gelmediğini kaydeden Avcı, “Bize göre, Son 5 yıllık AKP iktidarından bu yana bir öğretmenin reel ücretleri ülke ekonomisi oranında büyüseydi, 887 YTL olan göreve yeni başlayan bir öğretmenin maaşı 1.185 YTL olacaktı. DPT ve TÜİK rakamlarına dayanılarak endeksleme yöntemiyle yaptığımız araştırmada, son 5 yılda ekonomi yüzde 33.6 büyürken memur ücretlerinin gerilediği bir gerçektir” şeklinde ifade etti.

Avcı açıklamasını şu şekilde sürdürdü “AKP’nin uyguladığı kemer sıkma politikalarından en fazla kamu görevlileri mağdur oldu. Türkiye son 5 senede cari fiyatlarla yüzde 33.6 büyürken memurların ve emeklilerinin alım gücü ve reel ücretleri yerinde saydı. Ülkemizin büyümesine en büyük katkısı bulunan öğretmenler ve kamu görevlileri ve ücretliler bu büyümeden hiç pay alamadı, bu büyümeden en büyük payın komisyoncular, rantiyeciler ve hortumcuların aldığı su götürmez bir halk kanaatidir.

Kamu görevlileri, emekçiler, çalışanlar ve eğitimciler aksine son beş yılda daha çok borçlandılar. İntiharlara, aile facialarına yol açarak binlerce ocağı söndüren banka borçları, eğitimcilerin de kabusu oldu. Yaptığımız araştırmalara göre her 100 eğitimciden 93’ü, bir şekilde borç alarak yaşıyor. Kredi kartı borçları yüzünden kara listeye alınanların oranı yüzde 120 yükseldi. Eğitimcilerin banka borcu bir yıl öncesine göre 2008’de yüzde 77 oranında arttı. Kamu çalışanlarının bankalarla başı dertte. Memurların borç hanelerinin en başında kredi kartları bulunuyor. Öğretmenlerin yüzde 45’i kredi kartları, yüzde 23’ü kredi yüzünden bankalara borçlandı. Eş, dost, arkadaş ve akrabalara borcu bulananların oranını ise yüzde 14 olarak tespit ettik. Mağazalara ve tanıdık esnafa borçlananların oranı ise yüzde 11 düzeyinde bulunuyor. Hiç borcu bulunmayan eğitim çalışanlarının oranı ise yüzde 7 olarak belirlendi.

Bağımsız Eğitimciler Sendikası Sivas İl Sekreteri Ferhat Tepe;
                             

BASK’a bağlı Bağımsız Eğitimciler Sendikası Sivas İl Sekreteri Ferhat Tepe, “Yaptıkları zor
ve yıpratıcı işlere karşılık oldukça düşük ücret almakta olan memur ve hizmetliler, eşit işe eşit
ücret talep etmektedir” dedi.Tepe, sendika binasında yaptığı açıklamada,eğitim camiasında hizmetli, şoför, memur ve
benzeri kadrolardaki personelin, eğitim hizmetlerinin vatandaşlara sunumunda büyük katkıları ve emekleri olduğunu belirtti.
Bu kadrolardaki personelin, kendisini üvey evlat gibi gördüğünü ifade eden Tepe, “Eğitim hizmetlerinin temel alt yapısını oluşturan memur
ve hizmetliler, İlköğretim Haftası, çeşitli kutlama ve etkinliklerde sürekli unutularak,davet edilmeyerek adeta kendilerini dışlanmış
hissetmektedir. Okullarımızda,üniversitelerimizde, Milli Eğitim kurumlarının tüm birimlerinde, eğitimin zorunlu ve
vazgeçilmez hizmetlerini günün her saatinde yerine getirmeye çalışan bu cefakar eğitim çalışanlarının yaşamakta olduğu psikolojik,
sosyal ve mesleki sorunların her geçen gün artmakta olduğunu görmekteyiz” dedi.
Tepe, “Bir milyon kişilik eğitim çalışanlarının önemli bir parçasını oluşturan hizmetli, şoför,
aşçı, memur, kaloriferci olmadan bir eğitim hizmeti verilmesi mümkün değildir. Öğretmenler
gibi bu arkadaşlarımız da eğitimin ayrılmaz bir parçası olduğuna göre, eğitim hizmetlerinin
etkin, verimli ve kaliteli bir şekilde vatandaşlarımıza sunulmasının bu vefakar eğitim
çalışanlarının sorunlarının çözülmesiyle eş anlamlı olduğu hatırlanmalıdır. Yaptıkları zor
ve yıpratıcı işlere karşılık oldukça düşük ücret almakta olan memur ve hizmetliler, eşit işe eşit
ücret talep etmektedir.” Açıklamasında bulundu.
Birçok eğitim kurumunda 1 hizmetli çalıştığını ifade eden Tepe, eğitim kurumlarındaki
hizmetlilerin iş yükünün yeni kadrolu hizmetliler alınması ile hafifletileceğini sözlerine ekledi.

istatistik-1
Free Counter
istatistik-2

Free Hit Counters

istatistik-3


istatistik-4

istatistik-5
reklam herşeydir
sokak ve duvar gazetesi formu
sokak ve duvar gazetesi google grubu

internet kitapçınız kitapyurdu.com'dan binlerce kitaba ulaşabilirsiniz.