sokak ve duvar

güncel kültür ve sanat bloğu

"Sen yolunda yürü ve bırak ne derlerse desinler..."

Karl Marx, Kapital ı. Cilt Önsöz

Kendimi Oscar’a Yakın Hissediyorum...

 

Gençlik, müzik ve yaşam kanalı MTV Türkiye, beniMTV’m programına başarılı sanatçıları konuk etmeye devam ediyor.

Ünlülerin özel hayatlarını , hiç bilinmeyen ve merak edilen yönlerini ekrana getiren program beniMTV’m’e 05 Mart Çarşamba günü pop müziğin yakışıklı yıldızı EMRE Altuğ konuk oluyor. Programda en sevdiği 5 şarkının geri sayımını yapan Emre Altuğ , Çağla Şıkel ile olan ilişkisini,  özel hayatını, müzik çalışmalarını, geleceğe dair planlarını anlattı. Çağla Şıkel’e özel şarkılar yaptığını açıklayan Emre Altuğ evlilikle ilgili haklarında çıkan haberlerden rahatsız olduğunu belirtti. Emre Altuğ ilk albümünün Türkiye’ye o dönem için fazla olduğunu söyledi ve kendisini şu an Oscar’a yakın hissettiğini açıkladı.

Emre Altuğ Röportajından...

-Oyuncu olarak bu aralar ajandanda bir şeyler var mı?

Var tabi. Oyunculuğumu da geliştirmek ve sürdürmek istiyorum. Garip bir şekilde kendimi Grammy’e değil ama Oscar’a yakın hissediyorum.

-Var mı yurtdışıyla bağlantılar, hesaplar?

Böyle şeyler hesaplayarak olmuyor. Arkadaşım Fikret Kuşkan’ın çok sevdiğim bir cümlesi var. Antalya’da ödül alırken “Çok teşekkür ederim ama bu ödülü almasaydım da aynı oynayacaktım” hakikaten öyle. Ödül almak için oynayamazsınız yada beste yapamazsınız. Ben hissederek yüreğimle yapıyorum.

- İki iş yapınca biri mi öne çıkıyor?

Türkiye’de müzik daha önemli bir şey. Müzikten kazandığım popüleriteyle oyunculuğum daha ön plana çıkıyor. Tv sayesinde oyunculuk biraz daha popüler oldu.

-Dönüp baktığında sende yer etmiş dizi, film var mı?

Tatlı hayat benim için başlangıç noktası oldu. Çok önemli oyuncularla çalıştım orda. Sinema filmi benim için daha önemli tabi.

-Hayatında keşke var mı?

Var tabi. Hep var. Eğer demezsem bir sonrakinde kendimi tekrarlarım. Kötü şeyler konuşulur ki daha iyi işler yapılsın diye.

-İlk albümünü dinlediğinde , oyunculuğunu izlediğinde ne hissediyorsun?

Çok eksik gördüğüm şeyler var tabi ama bir çok yeniliklerde var. Özellikle ilk albümüm Türkiye’ye biraz erken geldiğini düşünüyorum. O dönem için fazlaydı. İlk albümüm 10 senenin birikimi.

-Son zamanlarda şarkılarını farklı tarzda yorumlayıp, farklı enstrümanlarla okuyorsun. Bu sıkıntıdan yaptığın bir şey midir?

Hayır. Aslında bu bir risktir. Aynı şarkıları bambaşka bir şekilde tekrar söylemek, aranje etmek demektir. Ben her zaman değişik projelere açığım. Seslendirdiğim şarkılar bir kaç yıldır aynı olsa da değişik formlarda bambaşka bir hal alıyor.

- Farklı tarzda söylediğin bu şarkıları albüme dönüştürme projesi var mı?

Bir sırrımı açıklıyorum şu anda. Var... Şu an bu şarkıları kaydettiriyorum. Sonra bunlara stüdyoda bakacağım. İsteğim duble bir albüm çıkarmak. Bir tarafta rock versiyonu bir tarafta alaturka versiyonu.

-Çağla Şıkel senin için özel kravatlar yapıyormuş?

Evet. Herkese yapıyor, bana yapmasın mı?

-Peki senin Çağla Şıkel’e yaptığın özel bir şey var mı?

Var tabi olmaz mı. Bende ona özel şarkılar yapıyorum.

-Evlilik var mı?

Çok söylenti var evlendiğimize dair. Bu söylentilerden artık rahatsız oluyorum. Bu söylentiler yüzünden gaza gelip evlenilmez. İnsan evlenmek isterse evlenir. 40 kere söylendi diye olmaz.

-Var mı öyle bir plan peki?

Olduğu zaman söyleriz. Bir insan evleneceğini niye gizlesin ki. Evleneceğimiz zaman paylaşırız.

-Bir ara sizi Eros gibi gösteriyorlardı. Sürekli aşk ve cinsellik üzerine sorular yöneltiyorlardı...

Evet. Bir dönem verdiğim pozlar ve röportajlarda öyle bir şey ortaya çıkmıştı. Cinsellik üzerine bilirkişi olarak değil, inandığım ve bildiğim şekilde cevap veriyordum. Sonra bundan sıkılmaya başladım. Şikayette bulundum ve şimdi kesildi.

-Türkçe şarkıların erotik sözler içeriyor diye eleştirilmiştin. İngilizce söylediğin şarkılar aslında daha erotik ama eleştirilmedin neden?

Ben hiç bir zaman bunun ölçüsünü kaçırmadım. Pornografik sayılabilecek sözler yok. Tüm söylediklerim masum bir aşk şarkısı ya da istek duygusunu anlatan parçalar. Ben şarkılarımı çocukların da dinleyebileceğini düşünüyorum.

-Yeni klibinden bahsedermisin?

Çok yeni. 3. video klibim. Eralp Vardar çekti. Ev, orman ve hastanede çekim yaptık. Şarkının adı Neyleyim. 23 saat ara vermeden çalıştık. İlk defa bir klip çekiminde iyi vakit geçirdim. Gidecek Yerim mi Var, Aşk-ı Kıyamet ve Neyleyim ben bunları üçleme sayıyorum. Hepsi çok hüzünlü ve çok güzel şarkılar.

 

 

Sohbetin devamını 5 Mart Çarşamba günü Saat 22:00’de MTV Türkiye beniMTV’m programında izleyebilirsiniz

 

“Gerçekten lezbiyen değilim, olsam söylemekte tereddüt etmem ama öyle hissetmiyorum. Ben birçok dini toplantıya Roberta’yla birlikte gidiyorum. Hıristiyan okurları ürkütür müyüm diye düşünsem bunu yapmam.” Ezgi Başaran, Susana Tamaro’yla konuştu


Ezgi Başaran

İtalyan yazar Susanna Tamaro’nun (49) 1994’te yayınlanan romanı Yüreğinin Götürdüğü Yere Git’i dünyada ve Türkiye’de birçok kişi okudu. Tamaro bir modern zaman filozofu gibiydi, akıcı bir dille büyükannenin torununa yazdığı mektupları aracılığıyla sevgi, endişe, korku, ölüm ve yalnızlıkla nasıl baş edebileceğimizi anlatıyordu. Bugüne kadar 16 kitap yazan Tamaro ilginç bir kişilik.

Doğduğu şehir Trieste’nin, daha sonra yakalandığı ağır astım hastalığının yazarlığını ve karakterini çok etkilediğini söylüyor. Şimdi Orvieto kasabasında büyük bir çiftlikte yaşıyor. Yıllar önce Famiglia Christiana adlı Katolik dergisine yazdığı, Vatikan’daki kardinallerle tanıştığı için bazıları ona Katolik yazar da dedi. Ama o, buna çok kızıyor. Geçen eylülde sadece özel hayatını anlattığı Vanity Fair dergisine ise 19 yıldır bir kadınla yaşadığını açıkladı. Tamaro, Yüreğinin Götürdüğü Yere Git’in devamı olan Yüreğimin Sesini Dinle adlı yeni bir kitap yazdı. Bu kez anne babasını, daha doğrusu köklerini tanımaya çalışan 22 yaşında bir genç kızı dinliyoruz kitapta. Türkçesi Can Yayınları’ndan çıkan bu son kitabı için birkaç günlüğüne İstanbul’a gelen Tamaro’ya her şeyi sorduk.

34 yaşına geldiğinizde bir konuda emin oldunuz, kesin bir karar aldınız: Asla çocuk sahibi olamayacaktınız. Neydi size bu kararı aldıran?

— Kötü bir annem olduğu için ben de onun gibi kötü bir anne olmaktan korktum. Aslında şimdi hazırım bir çocuk sahibi olmaya ama artık çok geç.

Uzun yıllardır bir kadınla yaşıyorsunuz. Roberta’ya karşı duyduğunuz şey aşk mı?

— İçinde çok büyük bir sevgi bulunan bir arkadaşlık bizimkisi. Roberta bana annelik yaptığını söyler mesela.

Lezbiyen olduğunuz ama bunu Hıristiyan okuyucuları küstürmemek için sakladığınız iddiasına ne diyorsunuz?

— Gerçekten lezbiyen değilim, olsam söylemekte tereddüt etmem ama öyle hissetmiyorum. Ben birçok dini toplantıya Roberta’yla birlikte gidiyorum. Hıristiyan okurları ürkütür müyüm diye düşünsem bunu yapmam.

Erkeklerden umudu kestiğinizi söylemiştiniz bir keresinde. Niye?

— Erkeklerden umudunu kesmeyen kadın var mı? Kadınlar bir arada olduğu zaman çok huzurlu ve mutlu. Kocası ölen bütün arkadaşlarıma gidin, bir kız arkadaşınızla yaşayın, bu çok keyifli oluyor diye öğütlüyorum. Bir erkekle hiç yaşamadım ama bunun yorucu olacağını düşünüyorum. Bir de kaynanalarınız olacak düşünsenize!

Geçen ay bir röportajda 18 yıldır seks yapmadığınızı söylediniz. Bir insan seksi neden hayatından çıkarır?

— 16 ile 30 yaş arası son derece renkli bir hayatım vardı. Çok erkeğin kalbini kırdım. Yaşayacağımı yaşadım. Seksin bir zararı yok ama bence bunu yapmak için bir insanı sevmeniz gerekir. Sevmediğiniz biriyle sevişmek çok hüzünlü bir aktiviteye dönüşebilir. Ben doğru insanı bulamadım, vaktim olmadı.

Babama çok öfkeliyim, çünkü bizi umursamadı, sevmedi

Neden "Yüreğimin Sesini Dinle"yi yazdınız. Yüreğinin Götürdüğü Yere Git ile ilgili eksik kalan bir şey mi vardı?

— Birinci kitap anneannenin ağzından yazılmış mektuplardan oluşuyordu ve bu 80 yaşındaki bir kadının hayata bakış açısıydı. Şimdi torunun neler hissettiğini öğreniyoruz. Aslında bu kitabı yazmayı düşünmüyordum, o yüzden ikisinin arasında 12 yıl var. Ama sonra ben de torunun nasıl bir hayat sürdüğünü, anne babasıyla ilişkisini merak ettim.

Bir insan annesinin veya babasının geçmişini tüm detay ve çıplaklığıyla bilmek ister mi? Ne tür bilgiler altüst edici olur?

— Her şeyi bilmenin çok iyi bir fikir olmadığını düşünüyorum. 18 yaşıma kadar babamı bir kahraman olarak görüyordum. Fakat onu tanıdıkça büyük hayalkırıklığı yaşadım. Aklı fikri kadınları baştan çıkarmakta, aslında kimseyi sevmeyen bir adam olduğunu gördüm ve çok kötü hissettim. Kafamdaki baba hayali yavaş yavaş çürümeye, kuruyup dökülmeye başladı.

Kitaptaki genç kız da bunu yaşıyor değil mi?

— Evet. Babasının bir ödlek olduğunu görüyor ve canı sıkılıyor. Genç kız babasından çok daha güçlü aslında.

Bu iki romanınız kuşaklararası ilişkilere odaklanıyor. Sizce bu devirde anneanne ve torun, anne kızdan daha kolay mı iletişim kuruyor? Ben anneannemin annemden daha modern olduğunu düşünüyorum çoğu zaman.

— Ben de aynı şeyi yaşadım. Anneannemle daha iyi anlaşırdım. Annemle pek konuşulmazdı. Çünkü zamanımın anneanneleri 1900’lerin başında doğmuşlardı. Belki çok özgür değillerdi ama çok sağlam ve kendinden emin kadınlardı. Annemin kuşağı ise karmaşık bir dünyaya doğdu. Moderniteyle tanıştılar, kendilerini nereye konumlandıracaklarını bilemedikleri için güvensizlerdi.

Kötü bir çocukluk geçirdiğinizi söylüyorsunuz. Sizi en çok etkileyen neydi?

— Annem ve babam çok genç evlenmişti ve çocuk yetiştirmek için gereken olgunluğa erişmemişlerdi. Babamın karakteri oturmamıştı ve kişilik sorunları vardı, doğduğum anda annemi terk etti. Yılda bir-iki gün ziyarete gelirdi. O zamanlar boşanma diye bir şey yoktu, o yüzden de bir insanın babasının olmaması yadırganan bir durumdu. Çok üzüntü çektim çocukluğum boyunca. Ne iş yaptığını bilmediğim için onu üniformalarıyla gelen bir subay ya da büyük bir işadamı olarak hayal ederdim. Annemle ise bu konuyu hiç konuşamazdım. O da kendisiyle ilgilenen egoist bir kadındı.

Anneniz de babanız da öldü. Hiç pişmanlığınız var mı?

— Üç kardeşiz. Benden küçük kardeşim, babam kırk yılın başı bir haftasonu eve geldiğinde annemin karnına düşmüş. Üçümüz de çok iyi ve tatlı insanlarız. Babama öfkeliyim çünkü hiçbirimizi gerçekten tanımadı, umursamadı ve sevmedi. Bu zenginliği kaybettiği için onun adına pişmanlık duyuyorum. Gülerek anlattığıma bakmayın son derece acıklı bir durum bu.

Hüzünlü kitaplar yazan huzurlu biriyim

Kitabın kahramanı genç kızı bir anda Hayfa’da buluyoruz. Neden?

— Çünkü ben Katolik olmama rağmen Yahudi kökenli bir aileden geliyorum. Büyükannem Yahudilikten Hıristiyanlığa dönmüş. Aklım başıma geldiğinde ben de aynı kitaptaki kız gibi köklerimi sorgulamaya başladım. Kudüs’e ve Hayfa’ya gittim.

Kitabınızda genç kızın bir kibbutz’da yaşayan dayısı Gionata "Sen neye inanıyorsun?" diye soruyor kıza. Bir insana sorabileceğiniz en temel soru inançla ilgili olan mıdır?

— Kesinlikle. Ben çok inançlı bir insanım. Hayat, bir aşk ve inanç yürüyüşüdür. Bütün dinler de bize bunu öğretir. Ama şimdi insanlığı savaşın eşiğine getiriyor dinler. Çünkü ne anlattıklarıyla ilgilenmiyoruz. Bu yüzden hangi dine mensup olduğunuz değil, neye inandığınız sorusu çok önemli. Mevlana "Sevgi, bir insanı amacına götüren yelkendir" der. Sevgi yoksa o yelken yoktur ve hiçbir yere gidemezsiniz.

Bu iki kitaptaki karakterlerden biri olmak zorundasınız desem, hangisi size daha yakındır? Kalbi kırık anne mi, torununa hayata dair öğütler veren anneanne mi, merak, şaşkınlık ve öfke hisseden torun mu?

— Kitaptaki karakterlerin içinde kendimi en çok kibbutz’da yaşayan Gionata Dayı’ya yakın hissediyorum. Çünkü onun müthiş bir doğa ve ağaç sevgisi var. Ben de onun gibi bir süre kibbutz’da yaşadım.

Hüzünlü müsünüz, huzurlu mu?

— Hüzünlü kitaplar yazan huzurlu bir insanım.



Durduk yerde öyle bir şey söyledi ki, güldüm. "Ben muhafazakar marjinalim" dedi. "Pardon, o ne demek" dedim, "O iki kelime yan yana nasıl geliyor?" "Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, kimin eli kimi cebinde belli değil, maşallah herkes herkesle birlikte, artık gazetelerde soyağaçları yayınlanıyor. Ben de bu dünyaya ait olduğum halde, bu yaşıma kadar kocam dışında başka bir erkekle birlikte olmadığım için asıl marjinal ben oluyorum. Ama muhafazakár marjinal!.."

Sizce de ilginç bir yaklaşım değil mi? Berna Laçin"in dikkatleri üzerine çektiği tek nokta da bu değil tabii. Kudret Sabancı-Sanem Çelik ilişkisindeki açıklamaları da, insanlar tarafından farklı değerlendirilmişti. Ben de onu ilk yakaladığımda köşeye çektim, işin aslı nedir diye sordum.

* "Kocam, ilk sevgilim" diye bir açıklama yaptığınız kalmış aklımda, doğru olabilir mi?

- Evet.

* Hayatınıza başka hiçbir erkek girmedi mi?

- Hayır.

* Peki sizce bugünkü şartlarda, bu biraz tuhaf değil mi?

- Tuhaf.

* İnsan başka bir erkekle sevişmek nasıl bir şey diye merak etmez mi?

- Eder. Ama sadece merak eder.

Anlamadım.

- Merak ettiğiyle kalır demek istiyorum. Biz Tolga ile birlikte büyüdük ve böyle gelişti her şey. Yanlış anlamayın, hayatıma başka bir erkeğin girmemesini, övünülecek bir şey olarak söylemiyorum, sadece durum tespiti yapıyorum.

18 YILDIR BERABERİZ

Nasıl tanışmıştınız?

- Aslında, anne karnında tanıştık. İki hamile annenin karnında, yan yana çekilmiş fotoğraflarımız var. Onun annesiyle benim annem okul arkadaşı; babasıyla annem mahalle arkadaşı; babasıyla babam Harp Okulu"ndan pilot. Annelerimiz hamileyken, babalarımız aynı yerde görevlilermiş. Ama esas tanışmamız, 17 yaşındayken gerçekleşti. Tolga"nın babası tam askerdi, sonradan general filan oldu. Benim babam ise öyle değildi, o kadar asker ruhlu değildi, daha serbest yapılı bir adamdı, zaten binbaşıyken de ordudan ayrıldı. O yüzden biz hiç kampa mampa gitmezdik. Sevmezdi bizimkiler öyle şeyleri. Ama ben bir yaz çok ısrar ettim, "Bütün arkadaşlarım gidiyor, bir kere de biz gidelim" diye, işte o kampta buldum Tolga"yı, Erdek Kampı"nda. 17 idik tanıştığımızda, ancak 18"ken flört etmeye başladık. 18 senedir birlikteyiz, 10 yıldır da evliyiz...

KAYBETMEK İSTEMEM

İlişkiniz hiç mi tehlikeli dönemlerden geçmedi?

- Şöyle şeyler oldu tabii. Bu meslekte ilerlerken, etrafında bir sürü adamlar oluyor; en zengin denilen adamlar, bir anda evlenme teklif ediyor ya da ilanı aşk ediyor. Ama garip bir şekilde, benim Tolga"ya karşı hislerim değişmedi. Değişse, deli miyim "İlla ben bunu istiyorum" diyeyim? Hálá da seviyorum adamı. E o zaman niye bırakayım?

Diyelim ki kocanız o kalp çarpıntısını özlüyor ve yeniden aşık oldu...

- Başkasına mı? E haliyle çok sarsılırım. Çünkü onu çok seviyorum, kaybetmek istemem.

KUDRET"E ÖFKE

O yüzden mi Kudret Sabancı hikayesinde ahlakçı bir çıkış yaptınız?

- Yoooo, o hikaye başka, bakın anlatayım... Biri, başka birini zayıf görüp de üzerine çullanırsa, "Ben daha kuvvetliyim, seni paralayım da gör" derse, ben duramam. Şu sokakta da birisini birini dövmeye kalkarsa, ben o olaya da dahil olurum, iki tane patlatırım. Hele hele bu kadar iyi bildiğim bir konuda, mümkün değil sessiz kalamazdım...

İyi de iki kişi arasında olan bir şey bu. Sana ne kardeşim!

- Öyle değildi işte. Epey bir süre Kudret, Esra"yı kandırdı. Kandırırken de, beni maşa olarak kullandı. Adama hırsım ondan. Beni salak yerine koydu. Biz çok yakın arkadaşlardık, kocam mocam, hep birlikte oraya buraya gidiyoruz, yediğimiz içtiğimiz ayrı değil. Sanem"le bu dedikodu çıktığında, ben Kudret"a direkt sordum; "Bir şey varsa en azından ben bileyim" dedim, yani demek istedim ki, "Esra"nın arkadaşıyım, ama o başka şey, bu başka şey, sana sırtımı filan dönmem, yeter ki dürüst ol." Benim bir sürü kocasını karısını aldatarak boşanan arkadaşlarım var, ben onlarla ayrı ayrı görüşüyorum; o, onların problemi, benim değil. "Sen deli misin" dedi, "Ölümü öp, ölümü gör" gibi laflar, yemin billah etmeler. Bir adam bu kadar mı yalancı olur? Ama böyle bir adam tipolojisi var. Neredeyse yatakta yakalasan, "Sen yanlış görüyorsun, bu yatakta bir kadın yok, ben hiç yokum..." diyecek. Biz de yiyeceğiz!

Anladım. Karısını kadar, siz de kendinizi aldatılmış hissettiniz?

- Aldatılmış hissetmedim, aldatıldım. Bir de safım ya, "N"olur Esra"ya Sanem"le aramızda hiçbir şey olmadığını anlat. N"olur, şu yönetmene, şu prodüktöre filan de telefon aç söyle, sana inanırlar" diyor. Ben de herkesi arayıp "Ya ne kadar terbiyesiz bir piyasa, bu adamın o kadınla ilişkisi milişkisi yok, deli gibi karısını seviyor" diyorum.

Niye yapıyorsunuz bunu?

- E çünkü Kudret yardım istiyor. "Beni kurtar" diyor. Aklımca onu da, Esra"yı da koruyorum. Bu arada Kudret "İyi gelecek aşkım, sen git" diye Esra"yı yurtdışına yolluyor, gözümün önünde aşk numaraları yapıyor; perişan olmuş adamı oynuyor, gece 3"te benimle konuşuyor; "Karımı şimdiden özledim" filan, meğer o esnada adamı diğer kadınla çekmişler... E delirdim tabii. Bu benim için Fenerbahçe"nin son anda şampiyonluğu kaybetmesi gibi hadise oldu. Sinir bozucu ötesi yani. Bir de utanmadan ertesi gün arıyor, Sanem"le yakalanmış o sırada ama ben daha bilmiyorum, beni de sağlama alıyor, çünkü yayını durdurabileceğini zannediyor, bir seri katil sakinliğinde, "Arkadaşım, dün sana kötü davrandım, seni kırmak hayatta isteyeceğim son şey" diyor, "Saçmalama" diyorum, "Esra arayıp duruyordu, Tolga"yla gidin Kudret"i alın size getirin. Seni o yüzden aradık..." O ise benden önce Esra ile bizim en yakın arkadaşımızı aramış, o da bir yönetmen, "Çay içerken yakalandım, lütfen o bantı durdur, çünkü Esra hamile" demiş. Yani çüş! Daha nasıl yalan söylenebilir?

AHLAKÇI İLAN ETTİLER

Ama siz bu çıkışınızla antipatik bulundunuz...

- Evet ahlakçı ilan edildim oysa ne alakası var? Benim kocasını aldatan arkadaşlarım var, karısı aldatan arkadaşlarım da var, beni ilgilendirmez kimsenin hayatı, ayrılırlar ayrılmazlar bana ne. Ama bu durum farkıydı. Bir insanı idama götürüyorlar ve sen cinayeti görmüşsün, "Kardeşim, katil o değil bu" demez misin? Antipatik olmamak için susmayı mı tercin edersin? Ben Kudret"e kızdım, Sanem"le işim yok benim, ama tabii "Berna, Sanem"a kızdı" diye yazmak daha cazip. Sanem"in fotoğrafını koyarsan, millet hiç değilse güzel bir kadın görecek. Yok, benim eski sevgilimi kapmış da Sanem. Benim eski sevgilim yok ki. Ben demişim ki "Sanem okuldayken de herkesle düşüp kalkardı." Ne ayıp şeyler bunlar, ben Sanem"i tanıdığımda 13 yaşındaydı. Seda Sayan da "Kadın olsaydı da, kocasını elinde tutsaydı" dedi. Şimdi delirmez misin? Kudret"in basındaki abileri de şöyle bir numara çekti, "Biz erkeği kollayalım, kadınlar da birbirini yesin. Hem buradan bizi de malzeme çıkar, kahrolsun kadınlar. Ve mümkünse mahvolsunlar..." Benim için Kudret"e aşık bile yazdılar.

Modern ailenin muhafazakár kızıyım

Muhafazakárlığınız, ailenizin anneniz dışındaki fertlerinden mi kaynaklanıyor?

- Hayır efendim. Dedem bana "Kızım, kolsuz giysene, kolların çok güzel" derdi, babam da etek alır, akşam anneme eteğin boyunu kısalttırırdı, ben de sabah "Mini etek giymem" diye kıyameti koparırdım. Nedenini bilmiyorum, doğuştan böyleyim. Bu anlattığım 20 sene evvelki hadise; o zaman annem, kargo pantolonlar giyip altına espadriller çeken kadındı, gayet modern yani, kısacık saçlı filan. Frapan asla değildi. Ama benim arkadaşlarımın annelerine göre çok acayipti. O kadının işte böyle bir çocuğu oldu.

Söyleşi: Ayşe Arman
Kaynak: www.hurriyet.com.tr

Serena

12/5/2006


mail adresini bildirirsen daha ayrıntılı bilgiye sahip olabileceğin kaynaklar konusunda yardımcı olabilirim. eğer istanbul ve ankara dışındaysan sana mail yoluyla bilgileri dosya halinde iletme imkanım olabilir... benim mail adresim ( muratceyhanhaber@hotmail.com)

 

bir haftadır ankara dışında olmam nedeniyle bloğumla pek ilgilenemedim. en geç, bu toplantı ile ilgili özet bilgileri bloğumda da bulabilirsiniz...


 

Büyük bir azim göstererek, genç yaşında hak ettiği hedefe emin adımlarla ilerleyen ressam Reyhan Uludağ, Almanya'nın Hannover kentinde yalnızca isim yapmış önemli sanatçılara ve akademisyen sanatçı Profesör, Doçentlere ve Öğretim Görevlisi dışında izin verilen salonda sergi açan ilk Türk ressam olmayı başardı.

1982 Konya-Akşehir doğumlu genç ve başarılı ressamlarımızdan Reyhan Uludağ kariyerinde hızla yükselmeye başladı.

1999 yılında Akşehir Selçuklu Lisesinden mezun olan Reyhan Uludağ, Nasreddin Hoca Şenliklerinde açtığı sergilerle adını ilk olarak duyurmaya başlamıştır. 2003-2004 öğretim yılında Eskişehir Anadolu Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Güzel Sanatlar Eğitimi Anabilim Dalı'nda Lisans eğitimini başarıyla tamamlayan Reyhan Uludağ, 2004 yılında İstanbul Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü'nde Yüksek Lisans eğitimine başlamış ve halen devam etmektedir.

Bugüne kadar resim yarışmalarında 3 ödül kazanmış, 2 kişisel sergi açmış, 7 yarışmalı (jürili) ve 20'nin üzerinde karma sergi katılmış olan Reyhan Uludağ bu tür etkinliklerine aralıksız devam etmektedir.

Reyhan Uludağ'ın, Almanya'nın Hannover kentinde Königslutter'de, bugüne kadar aralarında isim yapmış önemli sanatçılara ve akademisyen sanatçı Profesör, Doçentlere ve Öğretim Görevlisi dışında izin verilmeyen bir sergi salonunda eserlerini sergilemesi için davet edilmiştir.

Ülkemizde başarılı ve yetenekli insanların geç fark edildiği, gereken ilginin ve desteğin verilmediği durumu ortada iken Almanlar genç ressamımıza bir anlamda sahip çıktılar. Bu serginin, Uludağ'ın mesleki kariyerine olumlu yansıması ve yurtdışında yeni kapılar açması bekleniyor.

Halen İstanbul'da ressam Prof. Devrim Erbil'in asistanlığını yapan Reyhan Uludağ'ın sergisi, Cafeteria Axept, Therapeutisches Zentrum Axept, Fallersleber Strabe 12 38154 Königslutter / Hannover adresinde 12.04.2006 tarihinde saat 19.00'da açılacaktır.

Almanya'da yaşayan Türklerin ve basının genç ressamımızı yalnız bırakmayacaklarına inanıyoruz. Reyhan Uludağ'ın yaklaşık 1 ay açık kalacak sergisinin ülkemizin yurtdışında sanatsal anlamda tanıtımı açısından önemli katkısı olacaktır.

Uçan Heykeller

20/3/2006



“Heykeltraş Nadia Arditti’nin heykellerini ilk kez Art-İstanbul’da gördüğümde, o gece sabaha kadar heyecandan uyuyamamıştım. Beni bu heykellerde heyecanlandıran şeyin ne olduğunu anlamak için atölyesine gittim.” Yasemin Arpa’nın röportajı

“...Daha çok kadın konuları işledim. Çünkü en çok tanıdığım şey kadındı. Mesela anne ile çocuk; anne olduğum için... Veya üzgün kadınlar, bağlı kadınlar, hareket edemeyen kadınlar da vardı o süreçte. Mesela bir kadın heykelim var, kabuğundan çıkan bir kadın. Vücudunun bir kısmını göstermiyor; bütün kadınlar gibi. Kadınların her zaman saklı bir yerleri var. Kadınlar her şeyi göstermezler herkese.”

Yasemin Arpa: Bir heykelin yapılma serüvenini bizimle paylaşır mısınız?

Nadia Arditti: Aslında bir konsept sergi veya heykel düşündüğüm zaman önce küçük bir kitapçıkta serginin planını veya yapacağım eserleri çiziyorum. Fikirleri de yazıyorum bazen, çizmeden. Unutmamak için. Aslında bunu her yerde yapıyorum. Akşam evde veya atölyede o düşünce süreci devam ediyor. Atölyeye gelince de hemen oturup çalışıyorum. Önce kilden başlanıyor. Bronz heykel yapıyorum çoğu zaman. Esas başlangıç kilden yapılıyor. Küçük küçük parçalarla başlıyorum.

Y.A.: Başlangıç hep kille mi oluyor?

N.A.: Bronz heykellerin başlangıcı kilden oluyor. Metal kaynak heykel yapanlar da var. Tabii taş heykel yapanlar da. Benim yöntemimde kilden başlayıp kilin üstünden kalıp alınıyor. Kalıbın içine mum dökülüyor. Mumlar fırında pişiyor; dökümhaneye gidiyor. Piştikten sonra da bu eriyen mumun yerine ısıtılmış metal dökülüyor, ısıtılmış bronz. soğuduğu zaman temizleniyor ve bana geri geliyor. Bana geri geldiğinde renklendiriyorum, patinaları yapıyorum, küçük düzeltmeleri varsa onları bronzun üzerinde yapıyorum.

Y.A.: Bronzu tercih etme nedeniniz?

N.A.: Bronzu tercih ediyorum çünkü bronz kalıcı bir madde. Taş, mermer de kırılıyor. Aslında ben, benim hayat zamanımı aşacak bir madde istiyorum. Yani yaptığım eserler kalsın istiyorum. O yüzden bronzu seçtim. Şu anda sanatta, modern sanatta başka maddeler kullanılıyor. Plastik, kağıt gibi... Ben bunları tercih etmiyorum.

Y.A.: Sanatçı kalıcı olmayı arzulamaz mı?

N.A.: Artık modern sanatta, konseptüel sanatta enstalasyonlar yapılıyor ve çoğu da kalıcı olmuyor. Çoğu zaten film yapılıyor. Veya resmi yapılıyor; yerleştirme bittikten sonra. CD’ler, filmler, videolar kalıyor.

Y.A.: Çalışırken kendinize nasıl bir ortam yaratıyorsunuz?

N.A.: İlk önce müzik tabii. Çok sevdiğim müzikler var. Örneğin Frida filminin müziği. Chocolat filminin müziği... Çoğunluk o müziklerle çalışıyorum. Klasik müzikler de var. Piyano klasikleri. Onlarla da çalışıyorum. Ara sıra atölyem çok soğuk olduğu için bir bardak şarap da içiyorum.

Y.A.: Bir heykeli ortaya çıkartmak için harcadığınız süreden söz edebilir miyiz?

N.A.: Mühim olan fikir. Fikir kağıda çıktıktan sonra işte bir hafta sürebilir. Bazen 4 gün sürebilir. Küçük heykeller ise 1-2 gün. Fikir oluştuktan sonra zaten heykel çıkıyor.

Y.A.: Seçtiğiniz temalar üzerinden gidecek olursak hepsinin kendi yaşamınızda bir karşılığı var sanıyorum.

N.A.: İlk başladığımda -15 sene oldu- daha çok kadın konuları işledim. Çünkü en çok tanıdığım şey kadındı. Mesela anne ile çocuk; anne olduğum için... Veya üzgün kadınlar, bağlı kadınlar, hareket edemeyen kadınlar da vardı o süreçte. Mesela bir kadın heykelim var, kabuğundan çıkan bir kadın. Vücudunun bir kısmını göstermiyor; bütün kadınlar gibi. Kadınların her zaman saklı bir yerleri var. Kadınlar her şeyi göstermezler herkese. İşte öyle konular işledim ilk sergilerimde. Ondan sonra büyük bir ameliyat geçirdim; beyin tümörüm için. Ve o sırada hep kesik kadınlar yaptım ve keskin vücutlar. Mesela “Kılıç” denen bir heykelim var. Ameliyat etkisiyle. Aynı zamanda da kadının hayatı devamlı kesiliyor. Çocuklar, iş, eş, günlük hayat... Kadın her zaman parçalanıyor. Onu da göstermek istedim o süreçte. Ameliyat sonrasında da çok kişi bana yardımcı oldu. Eşim yardımcı oldu tabii. Ve bir “Melekler” serisi çıktı. Aynı zamanda tümörden kurtulduğum için uçan kadınlar yapmaya başladım ve melekler. Daha çok bana yardım edenler kişileri hem de içimden çıkan sıkıntıyı göstermek istedim. O sırada zaten bu atölyeye geçtim. Daha önce evimin alt katında çalışırdım, daha küçük boyutlu heykeller yapıyordum. Buraya gelince -yüksek tavanlı bir yer- bana kilisem gibi geliyor. Müziği açıyorum ve çalışmaya başlıyorum. Burada büyük heykeller çalışmaya başladım. Mesela ilk geldiğim hafta küçük bir köşede oturdum ve orada küçük bir heykel çıkarttım. O büyük alanda ne yapacağımı şaşırdım. Sonra yavaş yavaş büyük işler çıktı ve burada işte Londra’daki “Yükselen Kanatlar” heykelimi yaptım. O sırada da büyük zorluklar yaşadım. Sponsor bulamadık ilk başta. Eşim de yardım etti. Ve yeni bir seri çıktı; ‘Ayrı Beraberlik” serisi. Orada iki heykelden oluşan erkek-kadın, hem ayrı oturabiliyor, hem yan yana. Mesajlı heykeller yani. Mesela eve dönüyorsunuz, heykeller ayrı duruyor masada. Eh işiniz zor o zaman. Beraber durabiliyor veya biraz dokunuyorlarsa birbirlerine işiniz iyi... Her seferinde başka bir form çıkıyor, interaktif heykeller bunlar. Bir süreden sonra uçmaya başladım. “Ayrı Beraberlik” artık tek başıma da uçmaya başladım ve aynı zamanda da hayatımda tamamlanan bir süreç oldu. Yuvarlak formları çalışmak istedim. Yuvarlak formlar ve “Ayışığı” serisi çıktı. Hem ay, hem de bir kadının hayatında tamamlanan hatları var. Ve o şekil üzerinde 25 heykel çıkardım. Bazen üst üste, iç içe giren halkalar, ayın üstünde yatan kadınlar, uçan kadınlar... Öyle bir seri çıktı ve o seri devam ediyor şimdi. Hem “Sen ve Ben” hem “Ayışığı” serisi.

Y.A.: Yeni serginizde hangi seriler yer alıyor?

N.A.: Yeni sergimde hem “Ayrı Beraberlik”, “Sen ve Ben” heykelleri ve “Ayışığı” serisi var.

Y.A.: Heykelin birden çok üretildiğini öğrendim. Bu işin kuralı nedir, bir heykelden en fazla kaç adet üretilebilir?

N.A.: Aslında UNESCO’nun kurallarına göre bir heykelin silikon kalıbı olduktan sonra 12 tane üretilebiliyor. 8+4. 12 tanesi orijinal heykel olarak sayılıyor. Tabii sanatçı kendisi de karar verebiliyor. Ben şu anda 4+2 yapıyorum.

Y.A.: Heykeller tıpatıp aynı olmuyorlar galiba?

N.A.: Hayır. Form olarak benziyorlar da patinaları değişiktir. Patinalar değişik olduğunda değişik oluyor, tıpatıp aynı olmuyorlar.

Y.A.: Bedenin sonsuz devinimleri...

N.A.: Beden dili sonsuzdur, doğru. Yani ben heykelde beden dili çalışıyorum ama dans sanatında da aynı duyguları gösterebilirsiniz.

Y.A.: Kadın ve erkek vücutlarını ifade edişinizde ne gibi farklılıklar var?

N.A.: Kadın vücutları daha yumuşak ve daha yuvarlak. Erkek vücutları bazen kaya gibi oluyor veya çizgili. Çünkü erkeğin psikolojisi değişik. Kadından daha sert, daha başka bir ifadesi oluyor. O yüzden erkekleri çizgili yapıyorum çoğu zaman, kadınları düz yapıyorum.

Y.A.: Heykellerinizden kadınlar mı erkekler mi daha çok etkileniyor acaba?

N.A.: Kadınlar daha çok etkileniyor. Bazen erkekler de etkileniyor ama çoğunluk kadınlar. Galiba biraz da feminist oluyorum heykeller de. Kadın çoğu zaman daha büyük oluyor erkekten veya daha üstün gibi. Kadınlar hep uçuyor, erkekler altta duruyor. Belki de öyle yapmak istediğim için.

Y.A.: Sizi en iyi ifade eden sözcük hangisi?

N.A.: Uçmak, uçmak...

 

uçan süpürge

istatistik-1
Free Counter
istatistik-2

Free Hit Counters

istatistik-3


istatistik-4

istatistik-5
reklam herşeydir
sokak ve duvar gazetesi formu
sokak ve duvar gazetesi google grubu

internet kitapçınız kitapyurdu.com'dan binlerce kitaba ulaşabilirsiniz.