09 02 2008

Porno sektörünün yeni gözdesi: “Tesettürlü porno”

Üniversitelerin bana verdiği diplomalara göre: İktisat ve İşletme Yüksek Lisans yeterliliğine sahibim. Ve en önemli öğrendiğimiz temel noktalardan bir tanesi de arz- talep dengesi.

 

Yazımın başlığını da bu arz ve talep dengesine işaret etmek için dolambaçsız, direk olarak koymayı uygun buldum.

 

Konu porno ve tesettürlü porno arz talebi üzerine. Hiddetlendiğinizi ve bana sinkaf okuduğunuzu müneccim olmadan da çok iyi tahmin ettiğimi söyleyebilirim fakat bu bana yapılmış olarak adledmiyorum. Yazının sonunda bu görüşlerime siz de katılacaksınız. Bunun için de müneccim olmam gerekmediği açık…

 

İlk öncelikle pornonun tarifini yapmakta fayda var. Sinema sektörü içinde yer alan pornografi aslında bir tür. Nasıl; western, romantizm, avangart v.b. türler varsa pornografi de bunlardan bir tanesi. Üç- beş ahlak kumkumasının bu türü ahlaksız sayması ve yasaklar getirmesi onların da seyretmediği anlamı taşımadığını kundaktaki bebek dahi biliyor. Topluma şirin gözükmek için yalancı olmak bence daha kötü. Örneğin ben; bilim kurgu sinemasından hiç hoşlanmam. Korku sineması ve pornografi en hoşlandığım ve sinemacılıkta yaratıcılığın ve gerçekliğin en iyi ortaya konduğu alan olarak görmemden kaynaklanır. Korkmak adrenalinimi yükseltiyor ve bana haz veriyorken, pornografi de yeni keşifleri öğrenmemi sağlıyor. Bu aynı zamanda benim ne kadar ruhsal sağlığımın yerinde olduğunun bir işareti. En azından yalancı değilim. Bilindiği gibi, yalancılık da bir ruhsal hastalık. İkincisi, şu son on yıla kadar “Miki Mouse” u neden sapık gösterdik anlayabilmiş değilim. 1970 yıllara nostaljik bir bakış yapalım isterseniz: Meşhur, Almanya’ dan dostlarımızın gelme hikayeleri vardır. Dört gözle hasret gidermek için beklenirler. Alman kahveleri, Milka çikolataları, Fantaları ve hanımların süs malzemeleri hep o dostlarımızla yurdum topraklarına ayak basar. O yıllarda Sana yağı bile bulmanın mucize olduğu ülkemizde. 8 mm filmler de beylerin torpido gözündedir. Penthouse, Playboylar gibi… Sonra videokasetler gelişti… Birçok alamancı bu işten iyi para kazanmadım dese yalan olur. Aslında bugün olduğu gibi o günde cinsellikle ilgili filmler yasaktı. Gerekçe; gençleri ve çocukları korumak adına. Apolitik bir toplum yapılmaya çalışılırken aynı zamanda Aseksüel bir toplum da oluşturulmak isteniyor havası vardı. Erkek cinselliği erkek arkadaşıyla, kız da kız arkadaşıyla tanımalıydı. Anlam açık. Bugün gazetenin birinde Haydar Dümen tam sayfa Türkiye’ nin cinsel sorunlarını çözmeye çalışıyorsa, ne kadar üzücüdür ki ülkemizde Aseksüel bir toplum daha yaratılamamış. İnsanlar hala cinselliği düşünüyor. Andropozlu namus kumkumaları yasakları biraz daha arttırmalı değil mi?

 

Şunu biliyoruz; porno hepimizin hayatının kıyısından köşesinden geçmiş bir sinema türü. Bu sektörün bu kadar büyümesi ve iştah kabartan finansal gelirinin olması, hep bu filmleri kimsenin ; “aaa… o ayıp ve ahlaksız şeyleri ben neden seyredeyim. Sapık mıyım ne” sözlerinden dolayı olmuştur. Hiç kimse nedense hayatında hiç seyretmemiştir. Peki kim seyrediyor bunları diye de hep merak etmişimdir. Bu merakım insanların özel yaşamlarında neler yaptığı üzerine bir meraktan çok; iktisatçı ve işletmeci gözüyle “tüketici profili” anlamındadır. Google grupları dolaştığımda en çok trendi yükselen film, görsel ve fake’ lerin başında “tesettür” olayının öncelik kazandığını görüyorum. Birçok paylaşım videosunda da; Hindistanlı ve Mısırlı bayanların Arap usulü örtünmeli pornoları var. Bizim “Şulebaş” sıkma bulmanız mümkün değil. Aslında aranan daha çok o… Piyasa araştırmalarımda da tezgâhlarda daha çok sorulanın bu olduğu yönünde. Türk pornosu ve Şulebaş pornolar en aranılanlar listesinde. Talep var, arz yok. Ülkemiz, dünya porno film çekim literatüründe en son sıralarda hatta hiç almıyor. Bir Sibel Kekilli’ yi bile hazmedemedik. Liseli Aylin, Şahin K. gibi oyuncularımızın filmleri de güreşi sevdirme reklâmları gibi. 

 

Bugün türban siyasal simge olmasının haricinde pornosal da bir simge. Bunu ben yazmıyorum. Piyasalardaki talep (istek) dengesi ortaya koyuyor. Biri serbest bırakacağım, biri yasaklayacağım dedi puan kazandı; ben de

filmde oynayacak kadın bulsam, hemen başrollerde kendim, tesettürlü bir porno çevireceğim. Bir ayda hem kadına hem de kendime Çankaya’ dan ev alacak parayı çok rahat bulacağımdan. İşin esprisini anladınız sanırım. Talep, talep, talep… Eşittir… Para, para, para…

 

Bugün, Milletvekili seçip yolladığımız insanlar (çünkü onların işi yasa yapmak ve yasal değişikliklere karar vermek; bize ağız ucuyla sormaları da demokrasi değil, paralarımızın boşa gitmesidir) ; anayasa değişikliği için referandum yapıyorsa, niçin tesettür bu ülkede serbest bırakılmalı, porno marketlerde satılmalı türü şöyle daha özgürlükçü bir toplum için referandum yapmıyorlar. Neden yapmadıklarını cevaplamak ise kolay; yasak olmayan yerde horoz ötmez. Hollanda uyuşturucuyu serbest bıraktığında şunu keşfetmiş. Kullanıcı sayısında azalma. İnsan fıtriyatı: Yasak ve müphem olan her şey şehvet ve getirim sağlıyor. Bugün üniversitelerde tesettürü serbest bırakırsanız, nüdistlerde üniversitelerde rahatça dolaşabilmeli. Yok, nüdizm bize ters diyorsanız; o zaman tesettürlü pornonun yarattığı şehvete ne demeli. Yaşadığım bir anımı anlatmak istiyorum: Yüksek Lisans yaptığım sırada ve şimdi de olduğu gibi bohem ve grunge tarzı yaşıyordum. O dönem atıldım. Ama Zaman gazetesi kolunun altında, takım elbiseli bir arkadaş Chicago’ya cihaşko diyebilecek müthiş İngilizcesi ile mezun oldu. Kıssadan hisse: Kılık kıyafeti boş verelim. Zihniyete bakalım. Kendimize kızalım. Bu ülke en değerli beyinlerini Avrupa ve Amerika’ ya kaçırmayı başarabiliyorsa bunda övünülecek değil, hayıflanılacak noktalar aramamız gerekir. Bilim, yasak kaldırmaz. Kapris sevmez, genel geçer kuralları kabul etmez. Dinimiz, bilimi destekleyen diyalektik bir dindir. Dinimizin Mutezile dönemine bir bakın bir de Cebri dönemine. Kimler dinimizi hurafelerle, batıl inançlarla doldurmuş bir de ona bakın. Şu an uygulanmak istenen İslamiyet “Katolik” bir islamiyettir. Vatikanın halkı ezmek için kullandığı hurafe, batıl inanış ve dogmalar İslamiyet tabanı üzerinden halkımız üzerine de adapte etmeye çalışılıyor. Bugün dini inancımız tesettür, dini inançlarımıza saldırıyorlar safsatasına, benim gibi İslamiyeti sadece tesettürle sınırlamayanlar mutlak olarak inanmayacaklardır. O meydanlarda bağıran, çağıran ve imza kampanyası düzenleyen tesettürlü kardeşlerimiz, neden Cuma namazlarında camileri veya evleri dolup taşırmazlar. Bektaşi fıkrasında olduğu gibi: Sormuşlar baba erenlere “islamiyetin şartı kaçtır”, baba erenler vermiş cevabı “birdir kardeşim”, soran şaşırmış “nasıl olur, ya baba erenler”, “eh, bir tek kelimeyi şahadet getiriyoruz diğerlerini Allah kayıra”. Bu kardeşlerimiz de birileri tarafından İslamiyetin tek davranışla gerçekleştirildiğine inandırılmış anne erenlerinden başka bir şey değil. Geçtiğimiz aylarda tesettürlü mağdurların da hakkını savunan adı bende saklı bir dernek yönetim kurulu üyesi ile görüştüm. Kendisine “Peki, tesettür serbest bırakıldı. Sonra ne yapacaksınız. Laik çevre sizi düzenin dinamiti olarak görüyor. Atatürk ilke ve devrimlerini yıkmak için ikinci eylem planınız mı başlayacak” dedim. Verdiği cevapta, herkesin ifade ettiği gibi Atatürkçü olduklarını ve düzen karşıtı olarak algılanmamaları gerektiğini sadece dini inançlarını yerine getirmek istediklerini dile getirdi. Ve ekledim: Dört büyük kitap; Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’ an şeriatı savunur. Dinler 10 Emir üzerine temellendirilmiştir. Sizin istediğiniz İslamiyet nedir”. Cevap, kem küm… Ben cevap verdim. Bektaşi fıkrasını anlattım ve sizin İslamiyetiniz de ranta dayalı dedim. Ve derneklerinin sadece tesettürle ilgili kısıtlamaların kaldırılmasına yönelik çalışmalar yürütmediğini v.s. v.s. anlattı. Beni üzen beni de idiyot yerine koyması oldu. İlk sorumda görüşmeyi iptal etmesi en centilmence davranış, bunu anlayabilirim. Ve yorum yapmam benim seviyesizliğim olur. Ama cevap verip, idiyot yerine koyması onun seviyesizliğini gösterir. Ama ana meselemiz bu değil. Ana meselemiz toplumsal özgürleşme ve politikleşme…

 

Atatürk üzerinden bugün hala getirim elde edenler, bunu şimdi tesettürle yarın başka bir şeyle yine devam edecekler. Feodal zihniyetin traktörü şeytan icadı olarak görmesi gibi bugün yasakların ve özgürleşmenin serbest olduğu bir toplumu idrak edebilmesi de mümkün değil. Ekonomik gelişimlerin ve yatırımların, Apolitik olmayan bir toplumun inşası birilerinin daha üretken politikalar üretmesi zorunluluğunu da getireceğinden kimsenin kabul edebileceği bir gelişim değildir. Eğer, türban siyasalsa siyasal olsun. Yeter ki insanlarımız bir siyasi düşünce üretebiliyor olsunlar. Ama serbest bırakmak isteyenler de serbest bırakamayacaklardır. Bu ülkede itilmiş kakılmış senaryosu en iyi getirim sağlayan jeneriklerin başında geliyor. Şairin dediği gibi: “Uyan, ey halkım”.

2207
0
0
Yorum Yaz